Türkiye’de şeker fabrikalarının kurulması ve yerli şeker üretiminin başlamasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Bu konuyu 8 Eylül’de, “Türkiye’de Şeker Üretiminin 100. Yılı” başlığı ile ayrıntılı olarak yazmıştım.
O yazının sonunda ise, şeker sektörünün 100 yılda çok önemli bir noktaya geldiğini, ancak sektörün çözüm bekleyen birçok sorunu olduğunu belirterek “Şeker pancarı hasat sezonu öncesinde üreticinin fiyat beklentisi, yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların sektörü nasıl tehdit ettiğini yarınki yazımda yazacağım“ demiştim.
Aynı gün, Resmî Gazete’de yayımlanan iki ayrı Cumhurbaşkanı Kararı ile hayvancılıkta 2026 yılı destekleri açıklanırken, bitkisel üretimde 2026 yılı destekleri güncellendi ve 2027 destekleri açıklandı. Gündem değişti. Tarım desteklerini yazdığım için PanFest 2026, şeker ve şeker pancarı ile ilgili yazı bugüne kaldı. Bu gecikmeden dolayı özür dilerim.
PanFest, açık alan fuarcılığının başarılı örneği oldu
Kayseri Şeker, önceki yıllarda iş birliği yaptığı, tohum, gübre, zirai ilaç firmalarını pancar üreticileriyle buluşturduğu küçük çaplı organizasyonlar yapıyordu. Bu organizasyonu genişleterek iki yıl önce PanFest 2024’ü düzenledi.
Örneklerini daha çok Almanya’da gördüğümüz, geleneksel kapalı salon fuarcılığı yerine açık alanda uygulamalı fuar şeklinde düzenlenen PanFest, Kayseri Şeker Fabrikası’nın kendisine ait arazide açık alan fuarı şeklinde düzenleniyor. Hazırlıkları aylar öncesinden başlıyor. Tohum, gübre, bitki koruma ürünleri (zirai ilaç) firmaları, kendilerine ayrılan parselde şeker pancarı ekimi yapıyor. Ekim yapılan bu parsellerde sulama, gübre, zirai ilaç gibi ihtiyaç duyulan bütün uygulamalar önceden yapılıyor. PanFest ziyarete açıldığında, gelen çiftçiler, ürün gelişimini, kullanılan tohumu, gübreyi, zirai ilacın sonucunu canlı olarak görebiliyor.
Ayrıca traktör başta olmak üzere, pancar ekiminde, sökümünde kullanılan tarım makineleri, hasat makineleri o alanda çalıştırılarak çiftçilere canlı olarak gösteriliyor.
İlki 2024 yılında yapılan PanFest’in, ikincisi 1-3 Eylül 2026 tarihlerinde “İklim Değişikliği Çağında Stratejik Ürün: Şeker” ana temasıyla çok daha kapsamlı bir organizasyon olarak gerçekleştirildi. Her ikisine de konuşmacı olarak katıldım.
Kayseri Şeker ile iş birliği yapan Agro TV, 2024 yılında olduğu gibi 2026 PanFest’teki konuşmaları canlı olarak yayınladı. Ayrıca 1-3 Eylül tarihlerinde gün boyu alandan yayınlar yaparak sektörün nabzını tuttu. PanFest’te olup bitenleri ülke genelinde izlenmesini, bilgi edinilmesini sağladı.
Üretici hasat öncesi fiyatın açıklanmasını bekliyor
Şeker pancarı hasadı (sökümü) için gün sayan üretici alım fiyatının açıklanmasını bekliyor. 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (Torba Kanun) ile şeker pancarı ve şeker fiyatının sektör tarafından belirleneceği hükme bağlansa da fiyatın devlet tarafından açıklanması bekleniyor.
Son 6 yıllık pancar alım fiyatına bakıldığında 2020 yılında ton başına 336 lira, 2021’de 420 lira, 2022’de 1400 lira, 2023’te 1750 lira, 2024’te 2 bin 375 lira ve 2025 yılında ise kota primi dahil 3 bin 100 lira olarak açıklandı. Bu yıl artan maliyetler nedeniyle çiftçinin beklentisi şeker pancarı alım fiyatının ton başına 4 bin lira olması.
Şeker üreticileri reel fiyat istiyor
Şeker üreticileri, pancar çiftçisinin maliyetlerini karşılayacak bir fiyatın olmasını istiyor. Şeker fabrikalarının faaliyetlerini sürdürebilmesi için şeker fiyatının da maliyetler dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Gıda enflasyonu artmasın diye uzun süredir şeker fiyatları baskı altında tutuluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ağustos ayında şeker fiyatı aylık yüzde 1,91 artış gösterirken yıllık yüzde 14,82 arttı. ağustosta yıllık enflasyon yüzde 31,51 olurken şekerdeki fiyat artışı yüzde 14,82 gerçekleşti. Enflasyonun çok altında bir artış olduğuna dikkat çeken şeker üreticileri, şeker fiyatlarının baskı altında tutulmaya devam edilmesi durumunda fabrikaların zarar nedeniyle üretim yapamaz hale geleceği konusunda uyarıyor.
Üretimi gelecekte kim sürdürecek?
Sadece şeker üretiminde değil şeker pancarı üretiminde de gelecek açısından endişeler var. Kayseri Şeker Ar-Ge Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan Ulu, PanFest’in açılışındaki konuşmasında güncel sorunları ve geleceğe ilişkin endişeleri şu sözlerle dile getirdi: “Bugün şeker sektörü iklim değişikliği, artan üretim maliyetleri, su kaynaklarının azalması ve değişen tüketim alışkanlıkları gibi önemli sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunları konuşacak, sektörümüzün geleceği için çözüm yollarını birlikte arayacağız. Ancak geleceğe dair bu tür tartışmaların üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru var: Üretimi gelecekte kim sürdürecek? Yaklaşık 15 yıl önce çiftçilerimizin toplam nüfus içerisindeki payı yüzde 3,1 iken bugün yüzde 2,7 seviyesine gerilemiş durumda. Daha da önemlisi çiftçilerimiz yaşlanıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerine göre, 15 yıl önce 53 olan ortalama çiftçi yaşı bugün 59’a gelmiş durumda. Yani gençlerimiz tarımdan uzaklaşırken üretimi sürdüren çiftçilerimizin yaş ortalaması da gittikçe yükseliyor. Bu nedenle gençlerimize tarımda bir gelecek sunmak zorundayız. Tarımı sadece geleneksel yöntemlerle yapılan bir üretim faaliyeti değil; bilimin, teknolojinin ve inovasyonun merkezinde olduğu modern bir sektör olarak gençlerimize anlatmalıyız. PanFest’i de bu anlayışla gerçekleştiriyoruz.”
Çiftçi olmadan sistemin sürdürülmesi mümkün değil
Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Akay, şeker pancarının Türkiye’de sürdürülebilirliğinin sağlanmasının en fazla önem verdikleri, üzerinde en fazla durdukları konu olduğunu belirterek özetle şunları söyledi: “Şeker pancarı zor zahmet üretilen bir ürün ve şeker pancarı üretiminin sürdürülebilirliği, dolayısıyla şeker sektörünün sürdürülebilirliği ancak çiftçinin desteklenmesiyle mümkün. Zaten sistem buna göre kurulmuş. Şeker fabrikaları ile birlikte kooperatifler kurulmuş, çiftçinin bizatihi içinde bulunduğu bir yapı oluşturulmuş ve çiftçinin desteklenerek bu üretimin gerçekleştirilmesi sağlanmış.
Türkiye’de yegâne sözleşmeli üretim yapılan ve kotalı üretim yapılan ürün şeker pancarı. Bunun yanında şeker pancarı ve şeker o kadar stratejik bir ürün ki bitkisel üretim ve sanayi ürünleri içerisinde emniyet stoku bulunan yegâne ürün. Onun dışında hiçbir üründe emniyet stoku yok. Bu kadar devletin de önemsediği, önem verdiği bir ürünü konuşuyoruz ve bunun sürdürülebilirliğini konuşuyoruz. Bu ancak çiftçinin desteklenmesiyle mümkün olabilir. Biz bunu azami ölçüde yapıyoruz. Özellikle kooperatif kuruluşları ve şimdi özel sektör kuruluşları da, TÜRKŞEKER de benzer uygulamayı hep beraber gerçekleştiriyoruz. Yalnız son yıllarda şartlar biraz değişmeye, zorlaşmaya başladı. Özellikle şeker pancarına, pancar şekerine muadil olarak görülen ürünler, nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcılar, şekerin kullanıldığı ürünlerde daha çok tercih edilir şekilde kullanılmaya başlandı. Türkiye’de tüketici bilinci yeterince gelişmediği ve bu konuda gereken özen ve dikkat gösterilmediği için maalesef tüketiciler bu kullandıkları üründeki maddeleri yeterince dikkate alamıyorlar. Bundan dolayı da rahatlıkla bu kimyasal tatlandırıcı ve nişasta bazlı şekerler çeşitli ürünlerde şekere muadil olarak kullanılabiliyor. Bundan dolayı şeker sektörü büyük bir problem ve sıkıntı içerisinde. Şeker sektörünün sürdürülebilmesini sağlayabilmek açısından madem kotalı bir üretim yapıyoruz, tüketime göre bir kota belirliyoruz. Bu tüketime göre üretilen şekerin de makul bir fiyattan satılmasının sağlanması gerekiyor. Tüketiciye faydalı olacağını düşünerek fiyat baskısının uygulanması bence doğru ve sağlıklı değil. Zaten son yıllarda maalesef görüyoruz, özellikle fiyatlarda bir anormallik ortaya çıkmaya başladı. Düşünün, en zor üretilen şeker pancarının ürünü pancar şekeri hâlâ Türkiye’de 38-39 liradan satılsın mı satılmasın mı tartışmasının yapıldığı ortamda, sebzeler, meyveler 50-60, hatta 100 liradan satılıyor. Bu fiyat dengesizliği sağlıklı bir durum değil.”
Kooperatifler, fabrikalar güçlü olmazsa üretim olmaz
Fabrikaların ve kooperatiflerin güçlü olması gerektiğini belirten Akay, “Güçlü olmazsa bu sistemin sürdürülmesi mümkün değil. Fabrikaların güçlü olabilmesi için de birincisi bu ürettikleri ürünün uygun fiyatlardan, biz fahiş fiyatlardan satılsın demiyoruz, uygun fiyatlardan satılmasının sağlanması lazım. Fabrikalar bu nişasta bazlı şeker ve kimyasal tatlandırıcıların baskısıyla oluşan stoklardan dolayı bir fiyat baskısına maruz kalmamaları lazım ve rahat bir şekilde kârlı bir fiyat uygulayabilmeleri lazım. Bunu uyguladıkları takdirde çiftçiye destekleri rahat bir şekilde devam eder.” diye konuştu.
Faizlerin altından kalkmak zor
Şeker fabrikalarına yatırım yapılması gerektiğini anlatan Akay bunun için kullanılan kredilerin faizinin yüksek olduğunu söyledi. Akay sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi siz hem çiftçiyi destekleyecek şekilde elinizde finansman gücünüz olacak hem de yatırımları yapabilecek kadar bir finansman gücünüz olacak. Bunu sürekli banka kredisiyle yapmak durumunda olduğunuz zaman faizler yükseldiğinde altından kalkamıyorsunuz. Faizler de yükseldi. Bazen 40 oluyor, bazen 45 oluyor, bazen 50 oluyor. Bunun sorumlusu şeker fabrikaları değil ama bunun bedelini ödeyen şeker fabrikaları. Biz bu bedeli ödüyoruz. Faizler yüzde 10-12 iken bu çok fazla bir sorun teşkil etmiyordu. İyi kötü idare ediliyordu ama birdenbire yüzde 40-50 oranlarına çıkınca bunun altından kalkmak zor oluyor. Bir de ön ödeme sistemi var biliyorsunuz şeker pancarı üretiminde. Çiftçinin tohumu, gübresi, ilacı, mazotu, nakdî avansları, elektrik, sulama ihtiyaçları, çapalama ihtiyaçları, işçiliklerle ilgili nakdî avansları bütün bunlar erken ödeniyor ve fabrikalar bunu çiftçiye faizsiz olarak ödüyorlar. Ama kendileri bunu ödeyebilmek için hele hele şekerin satılmadığı ortamda bankadan kredi kullanıyorlar ve yüksek faizli olarak bu krediyi kullanmak durumunda kalıyorlar ve ağır bir faiz bedelinin altında kalıyorlar. Bu sistem düzelmeden sürdürülebilirliği mümkün değil. Onun için önce fabrikaların bu sıkıntılarının ortadan kaldırılması lazım.”
Şeker fabrikalarının zarar tahammülü yok
Dünyanın en pahalı finansmanının şu anda neredeyse Türkiye’de olduğunu belirten Akay, “ Rekabet derken şeker piyasasında kooperatifler var, özel sektör var bir de kamu var. Kamu da belirleyici burada. Fiyatta belirleyici. Dolayısıyla belki enflasyonla mücadele adı altında tırnak içerisinde o fiyatı düşük verebilir, zarar yazabilir. Öyle bir lüksü var. Kamu zararı sonuçta yine bizim cebimizden çıkıyor ama özel sektörün ya da kooperatiflerin öyle bir zarar yazma lüksü de yok. Uzun süre katlanma imkânı yok. TÜRKŞEKER sektörün yüzde 35’ine hâkim kamu kuruluşu. Son birkaç yılda sermayesi 4 milyar liradan 80 milyar liraya çıkarıldı. Bu, oluşan zarar karşılığı kamudan, hazineden aktarılan bir kaynak. Hazine, TÜRKŞEKER’i bu zararından dolayı destekliyor. Bizi kim destekleyecek? Biz bu zararları nasıl karşılayacağız? O zaman bizi de destekleyin de biz de yapalım. Biz de kamu görevi yapıyoruz. Bu çiftçiye destek veriyoruz. Bu çiftçiye üretim yaptırıyoruz. Kendimiz kamu kuruluşu olmasak da yaptığımız iş kamu görevi. Bizi de destekleyin, biz de sizin istediğiniz fiyattan satalım. “Size nasıl destek vereceğiz?” dediler. Böyle bir yaklaşımla bu sorunlar çözülmez. Onun için köklü çözüm gerekir.” diye konuştu.
Özetle, hasat öncesi sadece şeker pancarında değil, şeker fabrikaları ile ilgili çözüm bekleyen birçok sorun var. Şeker fiyatı, nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların denetlenmesi konusunda somut adımların atılması gerekiyor. Bu sorunlar çözülmezse pancar üreticisi ve kooperatifler, şeker fabrikaları içinden çıkılamaz bir krize sürüklenmiş olur.
NBŞ ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar sektörü tehdit ediyor
PanFest 2026’nın ana gündem konularından birisi nişasta bazlı şeker ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların piyasaya kontrolsüz bir şekilde sokulmasıydı. Bu durumun pancar üreticisinden tüketiciye kadar her kesime ciddi zarar verdiği ifade edildi.
Pancar Şekeri Üreticileri Derneği (PANŞEK) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Can, pancardan şeker üreten sektörün yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar tarafından işgal edilmeye çalışıldığını belirterek özetle şu bilgileri verdi: “Çiftçi fabrikaya pancar getirmeden önce maliyetin yaklaşık yüzde 35’ini, yüzde 40’ını biz çiftçiye nakdi ve ayni avanslar olarak ödüyoruz. Bunları daha sonra mahsuplaşmak üzere veriyoruz. Bunu arka arkaya dizdiğimiz zaman şeker pancarından şeker üretim süreçleri tamamen bir ekosistemdir. Burada sadece şeker üretmiyorsunuz, bunun yanında yan ürünlerimiz var. Melas, küspe var. Melasın inanılmaz derecede beslediği sektörler var. Maya sektörü, yem sektörü, alkol sektörü hammadde olarak melas kullanıyor. Kaba yem olarak küspe çok ciddi bir şekilde hayvancılık sektöründe yer teşkil ediyor.
Rekabet konusuna geldiğimiz zaman özellikle yüksek yoğunluklu tatlandırıcıya çok dikkat etmek gerekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2025 yılında 6,8 ton civarında ithal edilen yüksek yoğunluklu tatlandırıcı var. Bunun pancar şekeri eşdeğeri 750 bin-800 bin ton demek. Basit bir şekilde şunu diyebiliriz ki Konya Şeker ve Kayseri Şeker gibi iki dev kuruluşun üretmiş olduğu şekerin eşdeğeri yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithâlâtı yapılıyor. Sektörde ciddi bir işgal söz konusu. Nişasta bazlı şekerlere gelince de son zamanlarda bununla alakalı devletimiz birtakım önlemler almaya başladı ama bunun arkasının gelmesi lazım. Bunu denetim altında tutması lazım.”
Pancar çiftçisi biterse Anadolu’da tarım yok olur
Pancar çiftçisi bittikten sonra Anadolu’da tarımın yok olacağını iddia eden Can: “ Fabrikalarda üretim gerçekleşmediği zaman hep birlikte işsizliğin arttığını göreceğiz. Dolayısıyla inanın bunun çarpan etkisi bizim hayal ettiğimizden çok daha fazla. Rekabet Kurumu’muza bu konuda tabii ki işler düşüyor ama maliye açısından da bu işin çok rahat bir şekilde denetlenebileceği ve güçlü kurumlarla bunu rahat bir şekilde ortaya çıkarabileceği bir sistemin muhakkak kurulması gerekiyor.
Tüketici bir ürünü tüketmek üzere bir markete veya herhangi bir alıcı noktasına gittiği zaman içeriğin ne olduğunu net bir şekilde bilmesi gerekiyor. Bu çok önemli. Biz insan hakları açısından bu olaya baktığımız zaman bunu net bir şekilde bizim belirtiyor olmamız lazım. Kaynak olarak ne kullanılıyor? Bunun içerisinde nesillere nasıl bir etkisi var? Çünkü pancardan üretilen sakaroz dediğimiz şeker ile kamıştan üretilen şeker form olarak birbirine çok yakındır ve bunun da 700 yıla yakın tarihsel bir geçmişi vardır. İnsan fizyolojisi ve sağlık üzerine nasıl bir etki oluşturacağı konusunda çok ciddi bir şekilde bir tarihsel süreçten geçiliyor, bir tarihsel süzgeçten geçiliyor. Nişasta bazlı şekerler dediğimiz üretim modeli ise 1970’lerde Amerika’da başlıyor. 1990’lı yılların başına ve 2000’li yıllara yaklaştıkları zaman kendi ülkesindeki çoğu nişasta bazlı üreticisini bizim gibi üçüncü ülkelere gönderiyorlar. Bakıyorlar ki burada ciddi bir şekilde sağlık problemleri ortaya çıkmaya başlıyor. Özellikle obezite başta olmak üzere birden fazla sağlık problemi ortaya çıkıyor. Yine yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların da aynı şekilde Dünya Sağlık Örgütü tarafından potansiyel kanserojen ürün olarak tabir edilen ürünler dahi şu anda Türkiye’de rahat bir şekilde ithal ediliyor ve maalesef tüketicinin şu anda sofrasına geliyor” bilgisini verdi.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.