OVP’de hem dünyadaki hem de ülkemizdeki makro ekonomik gelişmeleri özetleyen çok detaylı bir bölüm yer alıyor. Bir önceki OVP’de olduğu gibi bu OVP’de de dünyadaki son gelişmelerin akademik bir dille detaylı bir şekilde açıklandığı görülüyor. Genel görünüm açısından bu bölümlerin de dikkatlice takip edilmesi kritik bir konu olarak öne çıkıyor.
OVP (2027-2029) dış ticaret görünümü
Dış ticaret açısından incelendiğinde, ihracat artışının devam edeceği ancak küresel koşulların geçmiş yıllara göre daha zorlu olacağı bir döneme işaret ediliyor. Programda ihracatın artması hedeflenirken, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve küresel belirsizlikler nedeniyle dış ticaret açığının ve cari açığın kısa vadede baskı altında kalacağı da kabul ediliyor.
Gösterge
2026 (Tahmin)
2029 (Hedef)
Mal ihracatı (Milyar $)
Dış ticaret açığı (Milyar $)
95,2*
Programda kademeli iyileşme öngörülüyor
Cari açık (Milyar $)
Cari açık / GSYH (%)
Kaynak: 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP), Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı
Tablo dikkatle incelendiğinde ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor: OVP, ihracatta istikrarlı bir artış öngörürken, 2026 yılında dış ticaret açığının ve cari açığın da büyüyeceğini kabul ediyor. Bu durum, Türkiye'nin temel sorununun ihracat miktarından ziyade ithalata bağımlı üretim yapısı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde dış ticaret performansını belirleyecek unsur yalnızca ihracat hacmi değil, ihracatın teknoloji ve katma değer düzeyi olacak.
Korumacılık tedbirleri etkin bir şekilde kullanılacak
Programın satır aralarında daha önemli bir mesaj bulunuyor. Dünya ticareti artık sadece fiyat ve kalite üzerinden şekillenmiyor. Jeopolitik riskler, tedarik zinciri güvenliği, stratejik sektörlerin korunması ve devlet destekleri ticaretin yeni belirleyicileri haline geliyor. OVP'nin "ekonomik güvenlik ve dayanıklılık" başlığı altında yaptığı vurgu da bu dönüşümün bir yansıması olma niteliği taşıyor.
Yerli üreticiler üzerinde haksız rekabet oluşturan dampingli ve sübvansiyonlu ithalata karşı, ticaret politikası savunma araçlarının uygulanma süreçlerinin hızlandırılacağı ve stratejik sektörlerde dış ticaret politikalarının rekabetçilik bakış açısıyla gözden geçirileceği anlaşılıyor.
Bir başka ifadeyle, klasik korumacılık gümrük vergileriyle uygulanırken, yeni dönemde korumacılık farklı araçlarla karşımıza çıkıyor. Karbon düzenlemeleri, yatırım teşvikleri, stratejik sanayi politikaları ve yerli üretimi destekleyen programlar artık ticaret politikalarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş durumda. Türkiye'nin dış ticaret stratejisi de bu yeni gerçekliğe uyum arayışı içerisinde görünüyor.
Yeşil dönüşüm artık yalnızca çevre politikası değil
OVP'nin yeşil dönüşüme verdiği önem, dış ticaret açısından en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Program, yeşil dönüşümü yalnızca çevresel bir hedef olarak değil, rekabet gücünün korunması için zorunlu bir unsur olarak ele alıyor.
Bu yaklaşım özellikle Avrupa Birliği (AB) ile ticaret yapan şirketler açısından büyük önem taşıyor. AB'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uygulaması ve karbon emisyonlarına ilişkin yeni kuralları, ihracatçıların maliyet yapısını doğrudan etkileyecek. Bu nedenle, karbon ayak izinin ölçülmesi, emisyonların azaltılması ve üretim süreçlerinin dönüşümü artık yalnızca çevre departmanlarının değil, yönetim kurullarının da gündeminde yer alıyor.
Nitekim, Türkiye'nin Emisyon Ticaret Sistemi yönündeki adımlarının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerekiyor. Karbon maliyetlerinin Türkiye'de yönetilmesi, bu maliyetlerin AB bütçesine aktarılmasından daha rasyonel bir seçenek olarak ortaya çıkıyor. OVP'nin yeşil dönüşüm, yüksek teknolojili üretim ve rekabetçilik arasında kurduğu ilişki de bu nedenle oldukça anlamlı.
Önümüzdeki dönemde de çelik, alüminyum, çimento, gübre ve enerji yoğun sektörlerde rekabet gücünü belirleyecek temel unsur, üretim maliyetlerinden çok karbon maliyetleri olacaktır.
Ne yapmalı?
Öncelikle, dış ticaret politikalarının yalnızca ihracat rakamlarına odaklanması yeterli olmayacaktır. Rekabetçiliğin korunması için Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecinin hızlandırılması gerekiyor. Hizmet ticareti, dijital ticaret ve kamu alımları gibi alanlarda daha derin entegrasyon Türk şirketlerini güçlendirecektir.
Ek olarak, karbon düzenlemelerine uyum şirketler açısından bir mevzuat yükümlülüğü olarak değil, bir rekabet stratejisi olarak görülmeli. Karbon verisini yönetebilen, emisyonlarını ölçebilen ve azaltabilen firmalar yeni dönemin kazananları olacaktır.
Son olarak ise, ihracatta katma değerin artırılması artık bir tercih değil zorunluluk haline geliyor. OVP'nin de işaret ettiği üzere, Türkiye'nin uzun vadeli başarısı daha fazla ihracat yapmaktan çok daha yüksek teknoloji içeren ve daha düşük karbon ayak izine sahip ürünler ihraç edebilmesine bağlı.
Bu yönüyle bakıldığında OVP'nin dış ticarete verdiği en önemli mesaj şu: Yeni dönemde ihracatçının karşısındaki en büyük risk gümrük vergileri değil, rekabetçiliği aşındıran karbon maliyetleri ve yeni nesil korumacılık uygulamaları olacaktır. Bu nedenle, dış ticaret politikalarının da şirket stratejilerinin de yeşil dönüşüm ekseninde yeniden şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.