YAYINLAMA 14 Eylül 2026 00:00
GÜNCELLEME 14 Eylül 2026 00:13
ŞEBNEM TURHAN
EKONOMİ’ye konuşan uzmanların verdiği bilgiye göre yatırım fonu, katılma payı sahipleri hesabına ve inançlı mülkiyet esaslarına göre yönetilen ayrı bir malvarlığı. Yatırımcılar satın aldıkları katılma payları aracılığıyla fon portföyünün ekonomik sonuçlarına ortak oluyorlar ve fon portföyünün değer kazanması yatırımcının pay değerine olumlu, değer kaybetmesi ise olumsuz yansıyor. Fon malvarlığı, portföy yönetim şirketinin kendi malvarlığından ayrı olurken fon varlıkları da fon adına açılmış ayrı hesaplarda portföy saklayıcısı tarafından saklanıyor, izleniyor. Portföy saklayıcısı fon varlıklarının hareketlerini takip ederek ve mevzuatın kendisine yüklediği kontrolleri yerine getiriyor.
Sınırsız bir tasarruf yetkisi yok
Portföy yöneticisinin fon varlıkları üzerindeki yetkisinin sınırsız bir tasarruf yetkisi olmadığına dikkat çeken uzman yöneticinin bu varlıkları kendi hesabına değil, fon adına ve katılma payı sahipleri hesabına, fonun yatırım stratejisi, içtüzüğü, izahnamesi ve ilgili mevzuat çerçevesinde yönettiğini dile getirdi. Uzman, dolayısıyla yatırım fonunun hukuki ve operasyonel yapısında yatırımcıyı korumaya yönelik önemli bir varlık ayrıştırması ve saklama mekanizması bulunduğuna işaret etti.
Bu mekanizmaların yatırımcının taşıdığı yatırım riskini ortadan kaldırmadığını söyleyen uzman, yatırımcı açısından temel ekonomik riskin, fon portföyünde bulunan varlıkların piyasa değerinin düşmesi ve bunun sonucunda fonun birim pay değerinin gerilemesi olduğunu kaydetti. Uzmana göre burada likidite kritik bir unsur haline geliyor.
Satış başladıkça fiyat düşebilir
Uzmanın verdiği bilgiye göre açık uçlu bir yatırım fonunda yatırımcıların paylarını satması, fon açısından nakit ihtiyacı yaratır. Fonun mevcut nakdi bu çıkışları karşılamaya yetmediğinde portföydeki varlıkların bir kısmının satılması gerekir. Portföy ağırlıklı olarak yüksek likiditeli varlıklardan oluşuyorsa bu satışlar piyasa fiyatını önemli ölçüde etkilemeden gerçekleştirilebilir.
Fakat fonun önemli büyüklükte pozisyon taşıdığı hisselerin likiditesi düşükse durum farklı oluyor. Fon satış yaptıkça piyasadaki mevcut alım emirleri geriye çekilmeye başlıyor ve satış miktarı arttıkça işlemler daha düşük fiyatlardan gerçekleşiyor. Böylece fonun gerçekleştirdiği satışın kendisi hissenin piyasa fiyatını aşağı çekiyor. Esas büyük sorunun çıkışlar döngüye girdiğinde yaşandığını vurgulayan uzman, “Başlangıçta yalnızca likidite problemi olan bir durum böylece fiyat problemine, fiyat problemi de yeni likidite ihtiyacına dönüşebilir. İlk çıkan yatırımcıların talepleri yüksek likiditeli varlıklar satılarak karşılanırken fonda kalan yatırımcıların maruz kaldığı portföy giderek daha düşük likiditeli hale gelir” dedi.
Uzman bu durumu bir örnekle şöyle açıkladı: “Bir fonun bir hissede 5 milyar TL değerinde pozisyon taşıdığını düşünelim. Son piyasa fiyatı üzerinden bu pozisyon fonun net aktif değeri (NAD) hesabında 5 milyar TL değerinde görünebilir. Ancak bu, fonun söz konusu pozisyonun tamamını piyasada 5 milyar TL'den nakde çevirebileceği anlamına gelmez. Eğer hissenin gerçek piyasa derinliği sınırlıysa fon satışa başladıkça fiyat düşebilir. İlk yüzde 5'lik bölüm mevcut piyasa fiyatına yakın seviyelerden satılabilirken sonraki yüzde 10 daha düşük, sonraki yüzde 20 ise çok daha düşük fiyatlardan likide edilmek durumunda.”
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.