YAYINLAMA 11 Eylül 2026 00:00
GÜNCELLEME 11 Eylül 2026 00:10
Türkiye ekonomisinde dezenflasyon süreci devam ederken, fiyat istikrarının yanı sıra üretim gücünün nasıl korunacağı da giderek daha fazla önem kazanıyor. Yüksek finansman maliyetleri, özellikle KOBİ’lerin işletme sermayesine ve yatırımlar için gerekli kaynağa erişimini zorlaştırıyor. Sanayide verimlilik, teknoloji ve ihracat kapasitesinin korunması, önümüzdeki dönemin temel başlıkları arasında öne çıkıyor.
Perqamon Status Yönetim Kurulu Başkanı Jak Eskinazi, ekonomi politikalarının başarısının yalnızca enflasyondaki düşüşle değil, sanayi yapısı, yatırım ortamı ve rekabet gücüyle de ölçülmesi gerektiğini belirtti. Finansmana ulaşabilen şirket ile en verimli şirketin her zaman aynı olmadığını vurgulayan Eskinazi, sağlıklı işletmelerin geçici nakit akışı sorunları nedeniyle kaybedilmemesini ifade etti.
Yüksek finansman maliyetlerinin yatırımları ertelediğine dikkat çeken Eskinazi, “Bugün ertelenen yatırım, yarının kaybedilen ihracatıdır” dedi. Türkiye’nin ucuz işçilik ve kur avantajı yerine nitelikli insan, yüksek katma değerli ürün, teknoloji ve marka üzerinden rekabet etmesi gerektiğini kaydetti.
Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, sağlık ve enerji teknolojileri, kimya, makine ve robotik gibi alanlara işaret eden Eskinazi, Türkiye’nin her alanda lider olmak zorunda olmadığını belirtti. Birkaç stratejik alanın 10-20 yıl boyunca kararlılıkla desteklenmesi halinde dünya çapında oyuncular çıkarılabileceğini söyleyen Eskinazi, “Mesele her şey yapmak değil, doğru alanı seçip ısrarcı olmak” değerlendirmesinde bulundu.
Verimliliği büyümenin merkezine koymalıyız
Türkiye ekonomisinde bugün enflasyonu konuşuyoruz. Fiyat istikrarı sağlanmadan vatandaşın satın alma gücünü korumak ve şirketlerin yatırım yapabileceği öngörülebilir bir ekonomik ortam oluşturmak mümkün değil. Ancak başarıyı yalnızca enflasyonun kaç puan gerilediğiyle ölçmemeliyiz. Nasıl bir sanayi yapısına ve rekabet gücüne sahip olduğumuz da önemlidir.
Türkiye’nin sanayi altyapısı, girişimcilik kültürü ve yıllara dayanan üretim tecrübesi var. Ancak artık yalnızca ne kadar ürettiğimize değil, ne kadar verimli ürettiğimize bakmak zorundayız. Bir çalışanla, bir makaneyle ve bir birim sermayeyle ne kadar katma değer yarattığımızı sorgulamalıyız. Türkiye’nin yeni büyüme hikâyesi bu sorunun cevabında yatıyor.
Finansmanı da bu bakışla ele almalıyız. Finansmana ulaşabilen şirket ile en verimli şirket her zaman aynı şirket değildir. Güçlü teminatı bulunan bir şirket finansmana daha kolay erişebilirken, yenilikçi, ihracat potansiyeli yüksek ve verimli çalışan bir KOBİ aynı imkâna sahip olmayabilir. KOBİ’lerde bu ayrımı dikkate almalıyız.
Finansman sadece büyümenin değil üretimi sürdürebilmenin temel şartı
Tüketimi finanse eden krediyle üretime, ihracata, teknolojiye, Ar-Ge’ye ve yatırıma giden krediyi aynı şekilde değerlendirmemeliyiz. İşletmelerin sipariş ve üretim kapasitesi var ancak yeterli işletme sermayesi yok. Finansman yalnızca büyümenin değil, üretimi sürdürebilmenin de temel şartıdır. Sağlıklı bir işletmeyi geçici nakit akışı problemi nedeniyle kaybettiğinizde çalışanı, bilgi birikimini, tedarik zincirini, müşteriyi ve ihracat pazarını da kaybedersiniz.
Yatırımı yalnızca yeni fabrika kurmak olarak görmemeliyiz. Yeni makine, otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği, Ar-Ge ve yeni ürün geliştirmek de yatırımdır. Finansman maliyetleri yükseldiğinde ilk ertelenen kalemlerden biri yatırım oluyor. Oysa etkisi hemen ortaya çıkmaz. Birkaç yıl sonra rakibiniz daha az enerjiyle daha hızlı üretirken ve teknolojiye yatırım yaparken siz mevcut teknolojinizle devam ediyorsanız rekabet farkı açılır.
Bu yüzden bugün ertelenen yatırım, yarının kaybedilen ihracatıdır. 2028’in, 2030’un ve sonrasının ihracat kapasitesini o yıllarda değil, bugün yaptığımız teknoloji, makine, Ar-Ge ve insan yatırımları belirleyecek.
Yalnızca "yüksek katma değerli üretim" demek yeterli değil
Rekabet modelimizi değiştirmeliyiz. Ucuz işçilik üzerinden rekabet edebileceğimiz dönem giderek kapanıyor. Türkiye’nin kalıcı rekabet avantajı Türk lirasının sürekli değer kaybetmesi de olamaz. Ucuz para yerine verimli üretim, ucuz işçilik yerine nitelikli insanı, ucuz ürün yerine yüksek katma değerli ve stratejik ürünü, kur avantajı yerine teknoloji ve marka avantajını koymalıyız. Bunu başardığımız ölçüde ihracatçımız kurdaki her hareket karşısında daha az kırılgan olacaktır.
Artık yalnızca “yüksek katma değerli üretim” demek yeterli değil. Stratejik ürün ve stratejik teknoloji kavramlarını ekonomi politikamızın merkezine almak zorundayız. Türkiye savunma sanayiinde bunun önemli bir örneğini gösterdi. Belirli alanlar seçildi, uzun vadeli hedefler oluşturuldu; kamu, özel sektör, mühendislik ve teknoloji ekosistemi aynı doğrultuda hareket etti.
Benzer yaklaşımı başka sektörlere de taşımalıyız. Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, sağlık ve enerji teknolojileri, kimya, makine ve robotik gibi alanlarda öncülerimizi belirlemeliyiz. Bütün alanlarda aynı anda dünya lideri olmak zorunda değiliz. Ancak birkaç stratejik alanı doğru seçip 10-20 yıl boyunca desteklersek dünya çapında oyuncular çıkarabiliriz. Mesele her şey yapmak değil; doğru alanı seçmek ve o alanda ısrarcı olmaktır.
Uzun vadeli sanayi politikası ve nitelikli insan
Finansal istikrar önemli ancak tek başına yeterli değil. Onu bir sonuç olarak değil, güçlü bir ekonomi inşa etmek için gerekli zemin olarak görmeliyiz. O zeminin üzerine nasıl bir ekonomi kuracağımızı sanayi politikamız belirleyecek.
Önümüzdeki beş ve on yıllık yol haritasında hangi sektörlerde rekabetçi olmak istediğimizi, hangi alanlara teknoloji yatırımı yapılacağını, hangi kritik girdileri Türkiye’de üreteceğimizi, hangi sektörlerde ihracatımızı artıracağımızı ve hangi teknolojilerin stratejik olacağını netleştirmeliyiz. Reel sektörün önünü görebilmesi için böyle bir yol haritasına ihtiyacı var.
En kritik sermayemiz insan. Makine satın alınabilir, fabrika kurulabilir, teknoloji lisanslanabilir. Ancak o teknolojiyi geliştirecek, yönetecek ve daha ileriye taşıyacak insan kaynağı kısa sürede oluşturulamaz. Mesleki eğitimle sanayinin ihtiyaçlarını eşleştirmeli, üniversite-sanayi iş birliğini işler hale getirmeli ve teknoloji alanlarında yetişmiş insanlarımızı Türkiye’de tutabilmeliyiz. Nitelikli insan kaybı, fabrika kaybı kadar ciddi bir sanayi politikası sorunudur.
Önümüzdeki birkaç yıl kritik. Çünkü bugün yalnızca enflasyonu düşürmeye çalışmıyoruz; Türkiye’nin önümüzdeki 10-20 yıllık üretim yapısının temellerini de atıyoruz. Asıl başarı ölçümüz; sanayicimizin yatırım yapabilmesi, KOBİ’mizin finansmana ulaşabilmesi, ihracatçımızın pazarını koruyabilmesi, şirketlerimizin daha verimli ve teknolojik hale gelmesi ve Türkiye’nin stratejik ürünlerde yeni alanlar açabilmesi olmalıdır.
Sanayiyi ve rekabeti güçlendirecek yol haritası
Jak Eskinazi, Türkiye'nin sanayi ve rekabet gücünü artırmaya yönelik önerilerini şöyle sıraladı:
* Üretimde yalnızca miktara değil, çalışan, makine ve sermaye başına yaratılan katma değere odaklanılmalı.
* Finansmana ulaşabilen şirket ile en verimli şirketin aynı olmayabileceği gözetilmeli; verimli ve ihracat potansiyeli yüksek KOBİ'ler desteklenmeli.
* Tüketim kredileri ile üretim, ihracat, teknoloji, Ar-Ge ve yatırıma giden krediler aynı şekilde değerlendirilmemeli.
* Makine, otomasyon, yapay zekâ, enerji verimliliği ve Ar-Ge yatırımları korunmalı; bugünün yatırımı geleceğin ihracatı olarak görülmeli.
* Ucuz işçilik ve kur avantajı yerine nitelikli insan, verimli üretim, teknoloji, marka ve stratejik ürün öne çıkarılmalı.
* Yapay zekâ, yarı iletkenler, biyoteknoloji, enerji teknolojileri, makine ve robotik gibi birkaç alan uzun vadeli desteklenmeli.
* Hangi sektörlerde rekabet edileceği, hangi kritik girdilerin üretileceği ve hangi teknolojilerin stratejik olduğu netleştirilmeli.
* Mesleki eğitim sanayinin ihtiyaçlarıyla eşleştirilmeli, üniversite-sanayi iş birliği güçlendirilmeli ve yetişmiş insan Türkiye'de tutulmalı.
İhtiyacımız olan yeni bir büyüme modelidir
Türkiye, dezenflasyon ile sanayileşme arasında seçim yapmak zorunda değil. Doğru politikalarla ikisini aynı anda gerçekleştirebiliriz. İhtiyacımız olan; fiyat istikrarını sağlarken sanayiyi koruyan, verimliliği artıran, teknolojik dönüşümü hızlandıran ve Türkiye'yi dünyanın yeni üretim zincirlerinde stratejik bir oyuncuya dönüştüren yeni bir büyüme modelidir.
Dış ticaretteki deneyimiyle Ege ihracatının öncülerinden oldu
5 Temmuz 1954'te İzmir'de doğan Jak Eskinazi, tekstil ve dış ticaretteki deneyimini ihracatçı örgütlerindeki uzun soluklu görevleriyle birleştiren bir sanayici. Eskinazi, 2018-2026 döneminde Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Başkanlığı, 2018-Mayıs 2026 arasında da Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanlığı yaptı. EİB'de iki farklı ihracatçı birliğine başkanlık eden Eskinazi, 2026'daki seçimlerin ardından Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu'nda görevini sürdürüyor. Ayrıca İZFAŞ Yönetim Kurulu ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti'nde yer alıyor; İzmir Ticaret Odası'nda Meclis Üyesi olarak görevli. Uzun yıllardır ihracat, tekstil, sürdürülebilirlik ve rekabet gücü başlıklarında öne çıkan Eskinazi, üretimin teknoloji, marka ve nitelikli insanla güçlenmesi gerektiğini savunuyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.