Yunanistan merkezli Tovima'nın haberine göre Doğu Ege adaları ve Meriç hattında yürütülen program kapsamında adalarda 315, ana karada ise 207 savunma projesi bulunuyor. Çalışmaların üç yıl içinde tamamlanması planlanıyor.
Programın önemli bölümünü yer altına alınmış personel barınakları, mühimmat depoları ve komuta merkezleri oluşturuyor. Hareketli hassas vuruş sistemlerinin de bu korunaklı yapılardan kullanılabilmesi hedefleniyor.
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Burada dikkat çekici olan nokta, Yunanistan'ın klasik ada savunmasından uzaklaşması. Küçük askeri birliklerin açıkta konuşlandırıldığı yapı yerine, yer altında korunan ve gerektiğinde füze sistemlerini devreye sokabilen daha dağınık bir savunma modeli kuruluyor.
Tovima'nın aktardığına göre İsrail yapımı Spike NLOS füzeleri de bu mimarinin unsurlarından biri olacak.
Yunan savunma planlamasında amaç, adaları ilk saldırıda kaybedilmesi kolay ileri karakollar olmaktan çıkarmak.
Bunun yerine savaş boyunca ayakta kalabilecek savunma merkezleri oluşturulmak isteniyor.
Asıl mesele ise bu askeri dönüşümün nerede gerçekleştiği.
Silahsızlandırılmış adalar
Ege'deki askeri hazırlığı değerlendirirken adaların hukuki statüsünü görmezden gelmek mümkün değil.
Lozan Barış Antlaşması'nın 13'üncü maddesi Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya için askeri sınırlamalar getiriyor. Bu düzenleme, söz konusu adalarda deniz üssü ve tahkimat kurulmasını yasaklıyor. Askeri kuvvetlerin bulundurulmasına ilişkin de sınırlamalar getiriyor.
Oniki Ada bakımından hukuki çerçeve ise 1947 Paris Barış Antlaşması'nın 14'üncü maddesinde yer alıyor. Rodos, İstanköy ve diğer Oniki Ada'nın Yunanistan'a devrini düzenleyen bu madde, adaların silahsızlandırılmış kalmasını öngörüyor.
Bugün Ege adalarında yer altı üsleri, mühimmat depoları, komuta merkezleri ve hassas vuruş sistemlerinden oluşan yeni bir askeri mimari kuruluyor. Bu gelişme, adaların hukuki statüsüyle birlikte değerlendirilmek zorunda.
Türkiye'nin 5 Mart 2026 tarihli açıklaması da bu noktaya dayanıyor. Dışişleri Bakanlığı, Doğu Ege adaları ile Oniki Ada'nın Lozan ve Paris antlaşmaları çerçevesinde gayri askerî statü altında bulunduğunu ve bu statünün tartışmaya açık olmadığını belirtti.
Buradaki mesele bir antlaşma maddesinin teknik yorumundan ibaret değil. Bir adanın silahsızlandırılmış statüsünün bulunması ile o adanın savaşta kullanılabilecek şekilde tahkim edilmesi arasında doğrudan bir ilişki var.
Yunanistan ise bu yorumu kabul etmiyor. Atina, Doğu Ege adalarının statüsünün Lozan, Montrö ve Paris düzenlemeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. 1947 Paris Barış Antlaşması'na Türkiye'nin taraf olmadığını ileri sürüyor. Bölgedeki güvenlik koşullarının da Yunanistan'ın savunma hazırlığını zorunlu kıldığını belirtiyor.
Fakat bu argüman askeri gelişmenin niteliğini değiştirmiyor. Ortada artık basit bir birlik konuşlandırması bulunmuyor. Yer altına alınmış askeri tesisler, korunaklı mühimmat depoları, komuta merkezleri ve hareketli füze sistemlerinden oluşan yeni bir savaş altyapısı kuruluyor.
Adalar neden bu kadar önemli?
Çünkü coğrafya, Ege'deki askeri hesabın temelini oluşturuyor.
Doğu Ege adalarının önemli bölümü Anadolu kıyılarına çok yakın. Bu adalara yerleştirilen radarlar, füze sistemleri ve diğer askeri unsurlar Türkiye'nin batı kıyılarındaki askeri hareket alanını etkiliyor.
Yunanistan'ın bakış açısından aynı coğrafya bir güvenlik avantajı. Adaların kaybedilmesi halinde Ege'deki savunma hattının kırılabileceği düşünülüyor. Atina, bu yüzden adaları mümkün olduğunca dayanıklı hale getirmek istiyor.
Burada bir paradoks ortaya çıkıyor.
Bir tarafın savunma amacıyla kurduğu askeri altyapı, diğer taraf açısından tehdit kapasitesinin artması anlamına geliyor.
Yunanistan'ın adaları tahkim etmesi, Ege'deki güvenlik ikilemini büyütüyor. Adaların askeri kapasitesi arttıkça Türkiye'nin bu kapasiteye karşı geliştirmek zorunda kalacağı tedbirler de artabilir. Türkiye'nin karşı tedbirleri ise Yunanistan'ın tehdit algısını güçlendirebilir.
Bu döngü Ege'de yeni değil. Fakat bugün kullanılan teknolojiler, geçmişteki askeri rekabetten farklı bir tablo yaratıyor.
İsrail modeli Ege'ye geliyor
Yunanistan'ın ada tahkimatı tek başına yürütülen bir proje değil.
Atina aynı zamanda ülke çapında çok katmanlı bir hava ve füze savunma ağı kuruyor. İsrail ile 31 Ağustos 2026'da imzalanan yaklaşık 3 milyar avroluk anlaşma kapsamında David's Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemlerinin yanı sıra radar ve komuta kontrol unsurlarından oluşan bir yapı kurulması planlanıyor. Yunanistan bu projeyi "Aşil Kalkanı" olarak adlandırıyor.
Bu sistemleri adalardaki tahkimatla birlikte düşünmek gerekiyor.
Yer altındaki tesisler personeli ve mühimmatı koruyacak. Radarlar çevreyi izleyecek. Hava savunma sistemleri saldıran uçaklara, füzelere ve insansız hava araçlarına karşı koruma sağlayacak. Hareketli füze sistemleri ise ihtiyaç halinde deniz hedeflerine karşı kullanılabilecek.
Böylece ada, üzerinde birkaç askeri birlik bulunan bir kara parçası olmaktan çıkıp kendi içinde çalışan bir savaş düğümüne dönüşüyor.
Ege'de yeni askeri denge
Peki bu hazırlık Yunanistan'a ne kazandırıyor?
Her şeyden önce caydırıcılık.
Bir çatışmanın ilk saatlerinde adalardaki askeri altyapının tamamen ortadan kaldırılamayacağı düşüncesi, Yunanistan açısından önemli bir avantaj sağlayabilir. Yer altındaki tesisler ve hareketli silah sistemleri, ilk saldırının etkisini azaltabilir.
Fakat aynı gelişme Türkiye açısından yeni bir askeri sorun yaratıyor. Özellikle silahsızlandırılmış statüye sahip adalarda savunma kapasitesinin sürekli artırılması, Ege'deki mevcut askeri dengeyi değiştiriyor.
Burada hukuki ve askeri boyut birbirinden ayrılamaz.
Yunanistan'ın "savunma" olarak tanımladığı kapasite, Türkiye açısından sadece savunma kapasitesi olarak değerlendirilemez. Çünkü mesele, Türkiye kıyılarına çok yakın adalarda hangi askeri sistemlerin bulunduğu sorusuna dayanıyor. Bu sistemlerin hangi hukuki statü altında konuşlandırıldığı da aynı sorunun parçası.
Bu gelişmeyi sadece bir Yunan savunma reformu olarak okumak yanlış olur.
Atina, Ukrayna ve Orta Doğu savaşlarından çıkardığı derslerle ordusunu yeniden yapılandırıyor. Türkiye açısından bu dönüşüm, Ege'deki askeri dengenin ve adaların hukuki statüsünün birlikte ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Asıl dikkat çekici olan da burada.
Yunanistan artık adaları sadece savunmak istemiyor. Onları savaşın ilk aşamasında ayakta kalabilecek, ateş gücü üretebilecek ve karşılık verebilecek askeri merkezlere dönüştürüyor.
Eğer bu proje tamamlanırsa Ege'nin askeri coğrafyası önemli ölçüde değişecek.
Bu değişimin ne kadarının savunma ne kadarının caydırıcılık ne kadarının ise mevcut askeri dengeyi dönüştürme amacı taşıdığını zaman gösterecek.
Fakat bir gerçek şimdiden ortada: Silahsızlandırılmış statüye sahip olması gereken adalarda kurulan yeni askeri altyapı, Ege'deki güvenlik denkleminden bağımsız değerlendirilemez.
Türkiye açısından mesele artık sadece Yunanistan'ın ne kadar silah aldığı değil. Asıl mesele, bu silahların Türkiye kıyılarına birkaç kilometre mesafedeki adalara yerleştirilmesi. Bunun uluslararası antlaşmalarla belirlenmiş statüyle nasıl bağdaştırılacağı da ayrı bir soru.
Ege'deki yeni askeri rekabetin merkezinde artık bu soru bulunuyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: YUNANİSTANADALARAşil KalkanıDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Dostluk ve İşbirliği Antlaşması'nın 50. yılında ASEAN
Özgür Çelik AfD iktidara gelebilir mi? Almanya artık bu ihtimale hazırlanmalı
Prof. Dr. Rıfat Kamaşak Kıpkırmızı: Bir "Devrim"in kitabı
Prof. Dr. Ekrem Kalan İki çöken imparatorluğun arasında: Beyaz Rusların İstanbul hikâyesi (I)
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.