Pınar ve Dani Rodrik’in Orgeneral Çetin Doğan’a kurulan komplonun peşinde “gerçeği” gün ışığına çıkarmak için “ayrıntı araştırması”, alıcı bir ruhla okuyanlara çok şey öğretmişti. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken zihnimde bir düşünce düğümlenip kaldı: Değerli olan insan hakkına saygılı olmaktır; ama onu korumak ve geliştirmek ne kadar zor bir iş!
Moskova’yı derinliğine gezmemi sağlayan Ali İhsan Akiskalioğlu, Ergün Atabay ve Anzor Abasdze’nin görevlendirdikleri Ermeni asıllı Türkolog Armen bana Borodino Panoramik Müzesi’ni gezdirdiğinde, zihnimde altüst oluşlar yaşadım. Müzeden sonra caddenin karşısında bulunan, İkinci Dünya Savaşı’nın ellinci yılında bitirilerek hizmete açılan Poklonnaya Tepesi’ndeki Zafer Anıtı’na geçmek şaşkınlığımı daha da artırdı.
Büyük usta Zurab Tseretli’nin elinden çıkan anıtın önünde Armen sordu: “Bu anıt size ne söylüyor?”
Zihnimin sınırlarını zorlayarak yorumlar yaptığım hâlde, hepsine “Olmadı!” yanıtını veriyordu. İsyan ettim: “Armen, çatlatma beni… Sen söyle, bu anıt insanlığa ne anlatıyor?”
Armen gözlerini gözlerime dikip, işaret parmağını sallayarak anında yanıtladı: “Bu anıt, ‘Kötülük asla çıplak gelmez, üzerine mutlaka kutsal şallar örter’ mesajını veriyor!” dedi.
O günden sonra evrene, dünyanın ekosistemine ve insana bakışımın farklılaştığını söylersem, inanın en küçük bir abartının gölgesinin düşmediği bir anlatımdır.
Lea Ypi’nin Arnavut kökenli bir bilim insanı olduğunu; London School of Economics’te siyaset teorisi okuttuğunu biliyordum. Dünyanın en iyi on düşünürü arasında adının geçtiğinin de farkındaydım, ama bir roman kıvamında biyografi ile buluşturunca gerçekten yazma yetkinliği karşısında hayran kaldım.
Haysiyetsizlik / Yeniden Biçimlendirilen Bir Hayat kitabını İlknur Özdemir dilimize aktarıyor. Yapı Kredi Yayınları Biyografi serisinde yer alan […] baskısı Mayıs 2026’da okuyucuyla buluşmuş.
Haysiyetsizlik kitabının satır aralarında dolaşırken Azerbaycan’da halkın sıklıkla dile getirdiği bir gerçekliğin yakıcı rüzgârlarını hissettim: “İnsanın insana ettiğini felek bilem etmez!”
Lea Ypi kitabını yazarken Tiran’dan Selanik’e, İstanbul’dan başka yerlere arşivinin izini sürerek “gerçekliği” arıyor.
Babaannesi Leman’la ilgili sosyal medyada çıkan haysiyet kırıcı haberlerin gerçekliğini aydınlatmak için belge ve bilgilerin peşine düşüyor.
Çocukluk dünyasında derin izler bırakan bir babaannenin “Yanlış bir şey yapmamıştık” anlatımı ile onu küçük düşüren bir sosyal medya haber ciddiyetsizliği arasındaki farkı bütün insanlığa anlatan bir eser insanlığa armağan ediliyor.
Anlamanın, özellikle birbirimizi anlamanın ne kadar değerli olduğunu bilecek yaştayım. Can Yücel’in dilimize aktardığı şiirde dendiği gibi: “En uzak mesafe iki kafa arasındadır / Birbirini anlamayan!” Bu gerçekliğin insanlığa israf ettirdiği enerjinin acısını zihnimin derinliklerinde hissedenlerdenim.
Bugün hepimizin “haysiyeti” tehdit altındadır. Anlamanın değerini kavramamış, görünür olma hastası ve popüler olmanın ötesinde kaygısı olmayan, “yetmezliğin itişi ile ihtirasın çekişinde yanıp tutuşan”; insani sorumluluktan nasibini almamış sosyal medya fırtınasının kuşattığı talihsiz bir dönemden geçiyoruz.
Ypi’nin izini sürdüğü gerçeklik özeni, özgürlüğün kendi zihnimizle sınırlı olduğunu; aradığımız zaman bulunabilecek gerçeklikleri anlatıyor.
Lea Ypi’nin eserini okurken haysiyetlerimizi korumanın bir yolu olduğunu zihinlerimizin en mütena yerine perçinliyoruz. Arşiv ve bilgi arkeolojisi bugün de direnmesini sürdürüyor. Eğer zamana kıymasını bilirsek, “vicdanının yükünü hafifletmenin ve amacın soyluluğunu anlamanın” önünün açık olduğunu kavrıyoruz.
Yazar bize gerçeği bulma ya da hayal etmenin ne denli önemli olduğu gerçeğini hatırlatıyor. İnsan ruhunu incitmenin, aşağılamanın ve onu yaralı hâle getirmenin boşa harcamaya yol açtığı ortak enerji israfıyla yüzleşiyoruz. Haysiyetimizin önemli olduğunu; geçmişi bir kaplumbağa gibi sırtımızda taşımanın kaçınılmazlığını da derinliğine kavrıyoruz. “Girişimlerimizin inandığımız kadar masum olmayacağını” kavramanın, erdemli olmaya götüren yollardan biri olacağını öğretiyor. Umut ve ihanet, güç ve entrika, bağlılık ve kayıp biz insanlara özgü. O nedenle kimin neye sebep olduğunu bilmek ve anlamak, daha da önemlisi anlamlandırmak çok özel önemi olan bir değerimiz.
Ypi, sevgiyi akılla ve acıyla uzlaştırma ve onlara katlanmanın yaşamdaki konumunu olağanüstü bir derinlikle yansıtıyor.
Haysiyetsizlik kitabı bütün bilginin bir hatırlama biçimi olduğunu söylüyor.
Eğer biz farkındaysak, geçmişte değer katanlar öldükten sonra yaşıyordur; yoksa yok olup gidiyorlar.
Ne hatırladığımız değil, nasıl hatırlamamız unutmamız gerekiyor.
Eğer kim olduğumuzu inanç sistemimizin belirlediği bir dünyada yaşıyorsak, bunun ayrımcılık yaparak yaratacağı sorunları da göze almamız gerekiyor.
Biz insanların zaman zaman acıdan kurtulma yerine onu çekmeye rıza gösterdiğimiz de oluyor.
Yazar bize “haysiyetin ahlaklı bir amaçla çalışmakta var olduğunu” anlatmaya çalışıyor.
Varsa bir akıllı torunun; kötülüğün örtündüğü kutsal şallar bir bir parçalanır; Leman gibi hayatınız yeniden biçimlenir.
Çok değişik bir kitap; çok anlamlı bir babaanne-torun ilişkisi ve öğretici bir haysiyetsizlikle mücadele etme. Öğrenmek isteyenler bu kitabı mutlaka özenle okumalı.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.