7 Eylül 2026, Pazartesi · 11:47 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Kapının kolu ihracat, kilidi finansman

“Kapının kolu ihracat, kilidi finansman”

Ve bu kapının arkasında ciddi bir ekonomik hikâye var. Kayseri'nin 2025 yılında yaklaşık 300 milyon dolarlık çelik kapı ihracatı gerçekleştirdiği belirtiliyor. Aynı yıl yaklaşık 2,5 milyon adet çelik kapı üretildiği ifade ediliyor. Bu rakamları küçümsememek lazım. Çünkü bir kapı fabrikasında yalnızca kapı üretilmiyor. Sac üretiliyor. Kilit üretiliyor. Menteşe üretiliyor. Aksesuar üretiliyor. Boya, cam, izolasyon, ambalaj ve elektronik sistemler devreye giriyor. Lojistik çalışıyor. Finans sektörü devreye giriyor. Dolayısıyla çelik kapı sektörü, kendi başına bir sektör olmanın ötesinde, geniş bir sanayi ekosistemi oluşturuyor. Ve Kayseri bu ekosistemin Türkiye'deki en önemli merkezlerinden biri.

Kur başka, maliyet başka

Bugün çelik kapı üreticisinin en büyük problemlerinden biri, içerideki maliyet artışları ile ihracat fiyatının ve kur hareketlerinin aynı doğrultuda ilerlememesi. Bir ihracatçı düşünün. Yurtdışındaki müşterisine bugün fiyat veriyor. Sipariş geliyor. Fakat ürünün üretimi üç ay sonra tamamlanıyor. Bu üç ay içinde işçilik maliyeti artıyor. Enerji maliyeti artıyor. Sac pahalanıyor. Nakliye pahalanıyor. Finansman maliyeti yükseliyor. İthal edilen aksesuarın TL maliyeti artıyor. Ama müşteriye verilen fiyat aynı. Çünkü uluslararası müşteriye üç ay sonra dönüp “Türkiye'de enflasyon arttı, fiyatı yükseltiyorum” demek her zaman mümkün değil. Üstelik dünya pazarında Türkiye yalnız değil. Çin var. İspanya var. İtalya var. Polonya var. Hindistan var. Başka üreticiler var. Dolayısıyla ihracatçı çoğu zaman iki seçenek arasında kalıyor: Ya fiyatı artıracak ve müşteriyi kaybetme riskini göze alacak ya da kârından vazgeçip pazarda kalacak. İhracatçı şunu çok iyi biliyor: Bir pazarı kaybetmek, o pazarı yeniden kazanmaktan çok daha pahalıdır.

Bir de finansman meselesi var

İhracatçı üretmeden önce para harcıyor. Malzemeyi bugün alıyor. İşçisinin ücretini bugün ödüyor. Elektriğini bugün ödüyor. Nakliyesini bugün ödüyor. Vergisini bugün ödüyor. Ürünü bugün üretiyor. Ama parasını çoğu zaman daha sonra tahsil ediyor. Yani ihracatçı, bir anlamda müşterisini finanse ediyor. Bunun üzerine bir de uygun maliyetli finansmana erişemiyorsa, işletmenin üzerinde ciddi bir yük oluşuyor. İhracatı artırmak istiyorsak, ihracatçının finansman maliyetini de düşürmemiz gerekmiyor mu?

Kapının arkasındaki görünmeyen finansman: KDV

Bence bugün ihracatçının en fazla konuşması gereken konulardan biri de bu. KDV iadesi! İhracatçı malını üretirken yurtiçinden satın aldığı girdiler ve yaptığı bazı harcamalar üzerinden KDV yükleniyor. İthalat yapıyorsa ithalat aşamasında da KDV ödüyor. Ürün ihraç edildiğinde ise ihracat KDV'den istisna. Dolayısıyla ihracatçı açısından yüklenilen KDV'nin iadesi, sadece bir vergi işlemi değil. İşletme sermayesi. Hatta finansmana erişimin zor olduğu bugünlerde, KDV iadesi fiilen önemli bir finansman aracına dönüşmüş durumda. Şimdi bir takvim yapalım:

  • Nisan ayında malı aldınız ve KDV'sini ödediniz.
  • Mayıs ayında o malı kullanarak ürününüzü imal ettiniz ve ihraç ettiniz.
  • Haziran ayında ihracatı beyan ettiniz.
  • Dosyanın hazırlanması, rapor, kontrol ve diğer idari süreçler nedeniyle iade dosyasını ancak temmuz ayında idareye sunabildiniz.
  • İadenin eylül ayında sonuçlandığını düşünün.

Nisan'da çıkan para, Eylül’de geri geliyor. Yaklaşık beş aylık bir finansman açığı. Bugün sanayici için beş ay ne demek? Banka kredisi demek. Faiz demek. İşletme sermayesi demek. Fırsat maliyeti demek.

O halde mükellefin hak ettiği KDV iadesinin gecikmesinin de işletme açısından bir finansman maliyeti oluşturduğu kabul edilmelidir. Buradaki mesele devleti suçlamak değil. Vergi idaresinin denetim yapmasına da kimsenin itirazı yok. Kayıt dışılıkla mücadele de şart. Vergi güvenliği de şart. Ama vergi tahsilatındaki hassasiyet ile vergi iadesindeki hız arasında da makul bir denge kurulmalı. Çünkü ihracatçının devletten alacağı KDV, ona verilmiş bir lütuf değildir. Sistem içerisinde doğmuş bir iade hakkıdır.

İşin bir de ithalat boyutu var. Çelik kapı üreticisinin kullandığı bazı girdiler ithal. Nisan ayında 100 liraya aldığınız bir ithal ürünü düşünün. Eylül ayında aynı ürünü yeniden almak istediğinizde ürünün dolar fiyatı hiç değişmemiş olsun. Ama kur yükselmişse, artık o ürünü 100 liraya alamazsınız. Belki 105 liraya, belki 110 liraya alacaksınız. Dolayısıyla nisan ayında ödediğiniz ve aylar sonra iade aldığınız KDV, nominal olarak aynı para olsa bile, aynı satın alma gücünü temsil etmiyor. İşletmenin stok yenileme maliyeti yükseliyor. Ve bütün bunlar ihracatçının zaten daralmış olan kâr marjını biraz daha sıkıştırıyor. Nihai olarak; “Kapı diyerek geçme!” Çünkü o kapının ardında sadece bir ürün yok. İhracat var. İstihdam var. Döviz var. Vergi var. Ve Türkiye'nin rekabet gücü var.

İlgili Haberler
Makroekonomi Türkiye'nin AB'ye ihracatı 71,8 milyar dolara ulaştı: Zirvede Almanya var CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi 'Euro/TL ile enflasyon arasındaki fark tüm ihracatçıları olumsuz etkiliyor' Ekonomi Gazetesi · 31 dk önce Borsa Otomotiv ihracatı ağustosta 2,8 milyar dolar Ekonomim · 31 dk önce Makroekonomi Ford Otosan'da ihracat ve özel endüstri bölgesi kararı öne çıktı İşin Detayı Ekonomi · 1 saat önce Borsa Otomotiv ihracatı ağustosta 2,8 milyar dolara yaklaştı Mynet Finans · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.