Türkiye ekonomisinin 2027-2029 dönemi hedefleri açıklandı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında açıklanan Orta Vadeli Program’da (OVP) büyümenin 2029’da yüzde 5’e ulaşması, enflasyonun tek haneye gerilemesi ve bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 2,8’e düşürülmesi hedeflendi.
07 Eylül 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Ferit PARLAK/ANKARA
ferit.parlak@dunya.com
Dünya ekonomileri yaşanan sıcak savaşlar, artan enerji, emtia ve navlun fiyatları nedeniyle yeniden yön bulmaya çalışırken, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan ve 2027- 2029 dönemini kapsayan OVP ile Türkiye’nin yeni makro hedefleri belirlendi. Büyüme, enflasyon ve açık hedeflerine savaş ve enerji revizyonu geldi.
Tek haneli enflasyon 2029’da
Buna göre 2026 için 2024 yılında açıklanan OVP’de yüzde 9.7, 2025 yılında açıklanan OVP’de ise yüzde 16’ya yükseltilen enflasyon hedefi, yüzde 28,4 olarak güncellendi. 2027 yılı için geçtiğimiz yıl konulan yüzde 9’luk hedef ise yüzde 21 olarak yenilendi. Programa göre enflasyon 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a gerileyecek. Geçtiğimiz yıl açıklanan OVP’de enflasyon hedefi 2028 için yüzde 8 olarak öngörülmüştü.
Yüzde 5 büyüme 2029’da
2026 için yeni büyüme hedefi yüzde 3.3 olurken, büyümenin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6’ya ve 2029’da yüzde 5’e ulaşması öngörüldü. Geçtiğimiz yıl hedeflerinde 2026 büyüme hedefi yüzde 4.5’tan yüzde 3.8’e düşürülmüş, 2027 ve 2028 yılları için yüzde 5 büyüme tahmini yapılmıştı.
Kişi başına milli gelirde hedef yükseldi
Geçtiğimiz yıl milli gelirin 2026’da 1 trilyon 658 milyar dolar, 2027’de 1 trilyon 763 milyar lira, 2028’de de 1 trilyon 886 milyar dolar olması hedeflenmişti. Kişi başına düşen gelirde ise 2026 için 18 bin 621 dolar, 2027 için 19 bin 710 dolar, 2028 için 20 bin 987 dolar olacağı öngörülmüştü. Dün açıklanan programa göre, 2026 yılı sonunda milli gelirin Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1,8 trilyon doları aşması, kişi başına milli gelirin de yine ilk kez 20 bin doları geçmesi bekleniyor. Program sonunda kişi başına milli gelirin 25 bin dolar seviyesine ulaşması öngörülüyor.
İşsizlik hedeflerinde pozitif güncelleme
Geçtiğimiz yıl işsizlikte 2026 yılı için konulan yüzde 8.4, 2027 için yüzde 8.2, 2028 için yüzde 7.8 olarak konulan hedeflerde de, pozitif yönde güncelleme yapıldı. Programa göre işsizlik oranının 2026’da yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşmesi, 2027’de yüzde 8’e, 2028’de yüzde 7,8’e ve 2029’da yüzde 7,6’ya düşmesi bekleniyor..
Cari denge ile ilgili 2026 için 22,3 milyar dolarlık açık tahmini yapılmış, 2027’de açığın 20,5 milyar dolara, 2028’de ise 18,5 milyar dolara gerilemesi öngörülmüş, 2026’da cari açığın milli gelire oranı yüzde 1,3, 2027’de bu oranın yüzde 1,2; 2028’de ise yüzde 1 olacağı tahmin edilmişti. Dün açıklanan programa göre cari işlemler açığının yeniden kademeli olarak gerilemesi, 2027 yılında yüzde 1,9’a, 2028 yılında yüzde 1,8’e ve 2029 yılında yüzde 1,6’ya düşmesi öngörülüyor.
Savaşın enflasyona etkisi 7 puan
2024 yılı Mayıs’ında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyonun, uygulanan politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girdiğini dile getiren Yılmaz, “Bu güçlü düşüş eğilimi savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmış, 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz” bilgisini verdi. Yılmaz şöyle devam etti: “TÜFE sepetinin yüzde 34.5’ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Enerji ve emtia fiyatlarındaki artış, ulaştırma maliyetleri ve gıda fiyatları üzerindeki baskılar bu gruptaki fiyat hareketini hızlandırmıştır. Buna karşılık, savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize, son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade, savaşın doğrudan etkilediği ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir.”
Yılmaz, “Nitekim Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri yaklaşık 7 puan olarak hesaplanmıştır. Arz şoklarının etkisinin zayıflamasıyla birlikte, uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz” diye konuştu.
Dış dengedeki baskı geçici
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “İhracatımızdaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, dış dengemiz üzerinde geçici bir baskı oluşturmuştur.
Cari işlemler açığının millî gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla bu oran yüzde 2,3’e yükselmiştir. Yaklaşık 0,7 puanlık fark savaş nedeniyle, ithalat fiyatlarında öngörülerimizin üzerinde gerçekleşen artışın cari denge üzerindeki ilave etkisini ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.
Mevcut seviyenin, 2000– 2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2’nin belirgin derecede altında ve yönetilebilir olduğunu özellikle vurgulayan Yılmaz, “Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur. İhracatımızdaki seyir, turizm gelirlerimiz ve enerji fiyatlarında beklenen normalleşmeyle birlikte, bu geçici etkinin azalmasını ve cari işlemler açığının yeniden düşük seviyelere gerilemesini bekliyoruz” dedi.
Kamu alımları stratejik araç olacak
Kamu alımlarını da sanayinin güçlenmesi için stratejik bir araç olarak kullanacaklarını dile getiren Yılmaz, “Yerli üretime öngörülebilir talep oluşturacak, savunma sanayiinde başarıyla uygulanan uzun vadeli sipariş ve tedarik yaklaşımını sağlık teknolojileri, raylı sistemler, enerji ekipmanları, elektronik ve kritik sanayi girdileri gibi alanlarda da yaygınlaştıracağız. Hükümetimiz, yatırım yapan, üreten, istihdam sağlayan ve ihracat yapan sanayicisinin her adımında yanında olacaktır” açıklamasını yaptı.
Yılmaz, “Program döneminde sermaye piyasalarımızı da daha derin ve etkin bir yapıya kavuşturacağız. Düzenleyici çerçeveyi piyasa işleyişini güçlendirecek şekilde gözden geçirecek, Türk lirası tasarruf ve yatırım araçlarını çeşitlendirecek ve şirketlerimizin sermaye piyasalarının sunduğu finansman imkânlarından daha fazla yararlanmasını sağlayacağız” şeklinde konuştu.
Kişi başı gelir bu yıl 20 bin doları aşacak
2002 yılında 238 milyar dolar hacmi, 3 bin 600 dolar civarı kişi başı geliri olan bir ülke olduğunu kaydeden Yılmaz, “2026 yılı sonunda millî gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına millî gelirimizin de yine ilk kez 20 bin doları aşmasını öngörüyoruz. Türkiye’nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğini aşmasını bekliyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında nominal olarak 16; satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci ekonomi konumunda olacağız. Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz” dedi.
Borç stoku, tarihin “en düşük” seviyesinde
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Afete ilişkin harcamaların yanı sıra, özellikle personel giderleri ve sosyal güvenlik harcamalarında yaşanan artışın etkisiyle son yıllarda bir miktar yükselmiş olmakla birlikte, AB tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı tarihi düşük seviyelerde bulunmaktadır. Uluslararası kıyaslanabilir verilere göre kamu borcunun millî gelire oranı ülkemizde yüzde 20’ler seviyesinde iken bu oranın gelişmekte olan ülkelerde yüzde 70’ler ve gelişmiş ülkelerde yüzde 100’lerin üstünde olduğunu da ayrıca vurgulamak isterim. Küresel risklerin yükseldiği bir dönemde ülkemizin en önemli dayanaklarından biri düşük borçluluk seviyesi olacaktır” dedi.
Kamu harcamaları hızla düşüyor; tasarruf artıyor
Uygulanan Tasarruf Genelgesi’yle harcama disiplinini güçlendirdiklerini vurgulayan Cevdet Yılmaz, “Tasarruf Tedbirleri Bilgi Sistemimiz ile 260 kamu idaresini yakından takip ediyoruz. Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülüyor. Bugüne kadar 2.016 harcama biriminde denetim gerçekleştirildi, denetim raporları Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşılıyor. Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6’dan, 2024 yılında 3,1’e 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yönde kararlılığımızı sürdüreceğiz” bilgisini verdi.
TL’ye güven artmaya devam etti
Yılmaz, “Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL’ye güven artmaya devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olmuştur. Koşullu yükümlülüklerimizden olan KKM’den çıkış kararının alındığı tarihten bu yana, YP mevduatın payı yüzde 38,5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Buna karşın, KKM’den sorunsuz bir şekilde çıkış süreci tamamlanmıştır” diye konuştu.
Çoklu şoklar için 4 başlık
Ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı önceleyerek kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltan ve ekonominin çoklu şoklara karşı direncini güçlendiren bir yaklaşımın esas alınacağının altını çizen Yılmaz, “Bu alanda dört kritik başlığa odaklanıyoruz. Enerji ve doğal kaynaklarda arz güvenliğimizi güçlendirecek, yerli kaynaklarımızın aranması, üretilmesi ve daha yüksek katma değerle ekonomiye kazandırılmasının yanı sıra enerji kaynaklarımızı çeşitlendirecek ve depolama kapasitemizi artıracağız. Kritik minerallerden nükleer ve hidrojen teknolojilerine, enerji ve madencilikte kullanılan kritik ekipmanların yerlileştirilmesine kadar stratejik alanlarda Ar-Ge ve yerli üretim kapasitemizi geliştireceğiz. Gıda arz güvenliğimizi ve tarımsal dayanıklılığımızı artıracak, stratejik girdilerde yerli kapasiteyi güçlendireceğiz. Kritik teknolojilerde yerli kapasiteyi geliştirecek, savunma sanayii, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yenilik kabiliyetimizi daha ileriye taşıyacağız. Kritik ürün ve teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltırken, savunma sanayiinde geliştirdiğimiz yetkinliklerin sivil alanlara aktarılmasını ve yüksek katma değerli üretim ile ihracata daha güçlü katkı vermesini sağlayacağız. Ailenin güçlendirilmesini, demografik yapımızın korunmasını ve şehirlerimizin afetlere karşı daha dirençli hâle getirilmesini de ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz unsurları olarak görüyoruz. Bu doğrultuda aile ve nüfus yapısını destekleyen politikaları güçlendirecek; sosyal konut ve kentsel dönüşüm çalışmalarımızı hızlandıracak, afetlere yönelik erken uyarı sistemlerinde yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesini destekleyeceğiz” değerlendirmesini yaptı.
Kaynak: DÜNYA - ANKARA
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.