İsrail'deki stratejik çevrelerin genel kanaati, kısa vadede bilinçli ve tam ölçekli bir Türkiye İsrail savaşının düşük ihtimal taşıdığı yönünde. Suriye'de iki ülkenin askerî varlıklarının birbirine yaklaşması ise kazara çatışma riskini somutlaştırıyor.
Burada İsrail'in Türkiye'ye bakışındaki temel ayrım önem taşıyor.
INSS'de yayımlanan Gallia Lindenstrauss imzalı analizde kullanılan ifade, yaklaşımın özünü özetliyor:
Türkiye İran değildir, ama bir tehdittir.
İsrail stratejik çevreleri Türkiye'yi yeni İran olarak değerlendirmiyor. Ancak Gazze, Suriye, Doğu Akdeniz ve ticaret başlıklarındaki gerilimlerin kalıcı bir stratejik rekabete dönüştüğünü düşünüyor.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Peki bu rekabet neden özellikle Suriye'de tehlikeli hale geliyor?
İsrail açısından temel mesele, Suriye hava sahasındaki hareket serbestisi. Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinden sonra Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığını güneye ve orta bölgelere doğru genişletme ihtimali, İsrail'de doğrudan bir güvenlik sorunu olarak görülüyor.
İsrail, İran hedeflerine yönelik hava operasyonlarında Suriye hava sahasını kullanıyor. Türk radar ve hava savunma sistemlerinin İsrail'in operasyon alanına yaklaşması bu yüzden Tel Aviv açısından kabul edilmesi zor bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Ağustos 2026'da Abu el Duhur hava üssüne düzenlenen İsrail saldırısı bu tahayyülü teorik olmaktan çıkardı. INSS'nin değerlendirmesine göre İsrail Hava Kuvvetleri üsse sekiz füze attı. Uydu görüntülerinde pist üzerinde dört isabet krateri görüldü.
İsrail tarafındaki açıklamalarda saldırının arka planında Türkiye'nin radar, hava savunma sistemleri ve insansız hava araçlarını bölgeye konuşlandırma girişimi bulunduğu ileri sürüldü. Ancak Suriye yönetimi tesisin bir Türk üssü olduğu iddiasını reddetti.
Burada başka bir sorun ortaya çıkıyor. Olayın kendisi kadar, tarafların olayı nasıl tanımladığı da önem taşıyor.
İsrail açısından üç kırmızı çizgi öne çıkıyor.
Birincisi coğrafya. Kuzey Suriye'deki Türk askerî varlığı ile orta ve güney Suriye'deki varlık aynı şekilde değerlendirilmiyor.
İkincisi konuşlandırılan sistemlerin niteliği. Radar ve hava savunma unsurları, İsrail'in hava operasyonlarını doğrudan etkileyebilecek kapasitede görülüyor.
Üçüncüsü ise güney Suriye'de Hamas gibi İsrail açısından tehdit oluşturan yapıların güç kazanmasının engellenmesi.
Peki savaş senaryosu nasıl başlıyor?
İsrail tarafındaki tahayyülde başlangıç noktası Ankara ile Tel Aviv arasında ilan edilmiş bir savaş değil. Daha muhtemel görülen senaryo, Suriye'deki askerî faaliyetlerden birinin diğer tarafın kırmızı çizgisini aşması.
Ardından sınırlı bir saldırının karşı saldırıya dönüşmesi ihtimali geliyor. Asıl korkulan zincirleme tırmanma burada ortaya çıkıyor.
Askerî güç karşılaştırması da bu tabloyu açıklıyor. Araştırma notunda yer alan GlobalFirepower verilerine göre Türkiye'nin aktif asker sayısı 481 bin. İsrail'in aktif asker sayısı ise 169 bin 500.
Türkiye'nin toplam uçak sayısı 1.101. İsrail'in toplam uçak sayısı 597. Tank sayısında Türkiye 2.284 ile İsrail'in 1.300'lük filosunun önünde.
Deniz kuvvetlerinde fark daha belirgin. Türkiye'nin 192 gemisine karşı İsrail'in 82 gemisi bulunuyor. Türkiye'nin 14 denizaltısına karşı İsrail'in 6 denizaltısı bulunuyor.
Savunma bütçesinde de Türkiye'nin yaklaşık 51,4 milyar dolarlık tahmini harcaması, İsrail'in 34,6 milyar dolarının üzerinde.
Peki bu rakamlar savaşın sonucunu belirliyor mu?
İsrail tarafındaki değerlendirmeler bu rakamları doğrudan savaş sonucuna çevirmiyor. İsrail'in avantajı sayıdan çok teknoloji, hava gücü ve operasyonel tecrübe alanlarında görülüyor.
Özellikle F 35I filosu İsrail'e niteliksel bir üstünlük sağladığı düşünülüyor. Füze kapasitesi de İsrail'in öne çıktığı alanlardan biri olarak görülüyor.
Türkiye ise kara ve deniz kuvvetlerinin hacmi, insan gücü ve savunma sanayisinin genişleyen kapasitesiyle farklı bir avantaj taşıyor.
Bu tablo başka bir soruyu gündeme getiriyor:
Türkiye'nin mevcut kapasitesi mi, yoksa gelecekte ulaşabileceği kapasite mi daha önemli?
İsrail'deki bazı analizler Türkiye'nin hava savunması, savaş uçakları ve uzun menzilli füze kapasitesini geliştirmesine özellikle dikkat çekiyor.
Eurofighter tedariki, Çelik Kubbe hava savunma sistemi ve füze programları bu çerçevede ele alınıyor.
İsrail'in Türkiye değerlendirmesinde zaman faktörü bu yüzden önem taşıyor. Bugünkü askerî denge ile beş veya on yıl sonraki denge aynı kabul edilmiyor.
Bununla birlikte İsrail tarafında Türkiye ile doğrudan savaşın önündeki en önemli frenlerden biri üçüncü tarafların müdahalesi.
ABD'nin angajmanı ve Azerbaycan'ın arabuluculuğunda yürütülen çatışma önleme görüşmeleri, Suriye'deki sürtüşmenin yönetilmesinde kritik görülüyor.
Washington'un saldırının ardından "gereksiz bir tırmandırma" uyarısı yapması da bu mekanizmanın önemini gösteriyor.
İsrail'deki bazı analizlerde Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile kurduğu yeni savunma ilişkisi de ayrı bir başlık olarak değerlendiriliyor.
7 Ağustos 2026'da Mekke'de imzalanan savunma paktı, İsrail'de daha geniş bir bölgesel güç dengesi sorunu olarak okunuyor.
Buna karşılık Yunanistan ve Kıbrıs'la Akdeniz'deki ilişkilerin güçlendirilmesi, BAE ve Hindistan'la doğu ekseninde işbirliği kurulması öneriliyor.
Sonuçta İsrail tarafındaki tahayyül, Türkiye ile savaşın kaçınılmaz olduğu düşüncesine dayanmıyor.
Daha dar ve somut bir risk tanımı var. Suriye'deki askerî konuşlanmalar, hava sahasının kullanımı ve hava savunma sistemleri iki ülkeyi birbirine yaklaştırıyor.
Bir tarafın güvenlik tedbiri olarak gördüğü adım, diğer tarafın tehdit değerlendirmesine dönüşebiliyor.
Bana göre İsrail kaynaklarının ortaya koyduğu en önemli nokta da burada. Türkiye İsrail çatışması için asıl risk, iki ülkenin savaş istemesinden çok, Suriye gibi dar bir coğrafyada askerî faaliyetlerin birbirinin kırmızı çizgilerine temas etmesi.
Bu yüzden İsrail'in Türkiye tahayyülü bugün bir "savaş planından" ziyade, kontrol altında tutulmaya çalışılan bir tırmanma senaryosu olarak şekilleniyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: İsrailTürkiyeDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Murad Ali Irak'ta kritik karar: Haşdi Şabi Irak ordusuna bağlanıyor
Gürsel Tokmakoğlu İşlemsel vesayet: Anahtar siyaseti, durum değişikliği ve 2026 yönelimleri
H. Caner Akkurt Disneyland'dan dijital evrene: Haz, hız ve hırs çağı (I)
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.