6 Eylül 2026, Pazar · 00:03 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Abdullah Öcalan: Demokratik entegrasyon kimlikten vazgeçmek değildir

İmralı'da tutulan Abdullah Öcalan, Almanya’nın Dortmund kentinde düzenlenen 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ne yazılı mesaj gönderdi. Öcalan’ın mesajı, festivale katılan İmralı Sekretaryası Üyesi Veysel Aktaş tara…

Yeni dönemin temel yaklaşımının “demokratik entegrasyon” olduğunu belirten Öcalan, bunun kimlik, kültür veya toplumsal varlıktan vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı. Öcalan, “İnsanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri” gerektiğini ifade etti.

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan irade olduğunu belirten Öcalan, bundan sonraki süreçte siyasete, örgütlenmeye ve demokratik mücadeleye daha fazla ihtiyaç olduğunu söyledi.

“Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz”

Öcalan, mesajında toplumların ve kimliklerin baskıyla ortadan kaldırılamayacağını belirterek farklılıkların karşı karşıya getirilmesi yerine demokratik bir ortak yaşamın kurulması gerektiğini söyledi.

Öcalan’ın mesajında şu ifadeler yer aldı:

Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.

Öcalan, “Eski olanın yerine ne koyacağız?” sorusuna “demokratik entegrasyon” yanıtını verdi. Öcalan, yaklaşımını şöyle açıkladı:

Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir.

Sürgüne gönderilmiş veya yasadışı ilan edilmiş kişilerin topraklarına dönebilmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceklerinin kurulmasına katılabilmesinin temel görevlerden biri olduğunu belirten Öcalan, bunun özgürlükten vazgeçmek olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Öcalan, “Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür” dedi.

“Yerelin iradesi söz ve karar sahibi olmalıdır”

Genel ilkedir; toplumlar yok olmaz. Kimlikler, diller ve kültürler baskıyla ortadan kaldırılamaz. Meselemiz farklılıkları birbirine karşı konumlandırmak değil, her halkın kendi kimliği ve kültürüyle özgürce var olabildiği, birlikte yaşamanın mümkün olduğu demokratik bir düzen kurabilmektir.

Değerli halkımız, kıymetli katılımcılar,

Geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni de bu tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir. Bu süreç yalnızca yeni bir siyasi tutumun açıklanması değildir. Aynı zamanda eski bir mücadele biçiminin geride bırakılması ve yeni bir dönemin başlatılması yönünde ortaya konulan bir iradedir.

Peki, eski olanın yerine ne koyacağız?

Bizim ulaştığımız temel yaklaşım demokratik entegrasyondur. Demokratik entegrasyon, herhangi bir toplumun kendi kimliğinden, kültüründen ya da toplumsal varlığından vazgeçmesi anlamına gelmez. Tam tersine, insanların kendi kimlikleriyle toplum içinde özgürce var olabilmeleri ve toplumsal yaşamlarını demokratik yollarla örgütleyebilmeleri anlamına gelir.

Sürgüne gönderilmiş ya da yasadışı ilan edilmişlerin topraklarına geri dönmesi, demokratik siyaset yapabilmesi ve kendi geleceğinin kurulmasına katılabilmesi önümüzdeki temel görevlerden biridir. Bunu özgürlükten vazgeçmek olarak görmek doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, yaşanan tarihsel deneyimin ve bugün önümüzde duran ihtiyaçların doğru okunmadığını gösterir. Aksine, burada söz konusu olan, kendi tarihsel deneyimini değerlendiren, şiddet ve savaş yerine demokratik siyasetin gücünü esas alan barışçı bir dönüşümdür. Bundan sonra daha fazla siyasete, daha fazla örgütlenmeye ve daha güçlü bir demokratik mücadeleye ihtiyaç var.

Yerelin iradesi söz ve karar sahibi olmalıdır

Benim toplumculuk anlayışım da budur. Toplumun kendisini örgütleyebilmesi, devletin yerine toplumu koymak değildir. Asıl mesele, toplumu demokratik yaşamın etkin ve kurucu öznesi haline getirmektir. Bu nedenle demokratik yaşamı yalnızca parlamento ve siyasi partilerdeki temsille sınırlı görmemek gerekir. Yerel yönetimler, kültür ve eğitim alanları, kadın örgütlenmeleri, gençlik çalışmaları, kooperatifler ve insanların kendi yaşamları etrafında oluşturduğu bütün örgütlenmeler demokratik yaşamın önemli parçalarıdır.

Bugün Avrupa’da olduğu gibi dünyanın birçok yerinde de karşımızdaki temel sorunlardan biri, toplumların sahip olduğu doğal ve ekonomik kaynakların toplumun rızası dışında kullanılmasıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının uluslararası şirketler tarafından sınırsız biçimde tüketilmesine, yerel halkların iradesinin yok sayılmasına karşı demokratik haklarımızı kullanmalıyız. Bir bölgede maden, petrol, su ya da başka bir doğal kaynak varsa, o kaynağın nasıl kullanılacağı konusunda orada yaşayan insanların söz ve karar hakkı olmalıdır. Yerelin iradesi yalnızca görüşü alınan bir irade olmamalı; kararların alınmasında gerçek bir söz sahibi olmalıdır.

Urfa bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Neolitik kültürün en önemli merkezlerinden biri olan bu coğrafyada bugün hâlâ ciddi bir yoksulluk ve işsizlik yaşanıyor. Urfalılar dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Bu tablo bize toplumun kendi kaynakları ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkını kaybetmesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de gösteriyor.

Bu vesileyle kadınların kendi yaşamları üzerindeki karar hakkının da altını özellikle çizmek istiyorum. Kadının özgür olmadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik bir toplumdan söz edemeyiz. Kadının yaşamına ve özgür iradesine yönelik her türlü zorlayıcı müdahale kabul edilemez.

Demokratik çözümün bir diğer temel boyutu ise kimlik, inanç, düşünce ve kültür özgürlüğüdür. Kürtlerin ya da başka herhangi bir toplumsal grubun kendi dilini, kültürünü ve kimliğini yaşaması bir tehdit olarak görülmemelidir. Burada asıl mesele, devletin bu toplumsal gelişmenin önünü kapatmamasıdır. Devletin görevi toplumu tek bir biçime sokmak değil; farklı kimliklerin ve toplulukların demokratik ve özgür bir biçimde birlikte yaşayabileceği koşulları yaratmaktır.

Bugün Avrupa’daki gençlere, Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki bütün demokratik güçlere ve mücadele eden herkese söylenmesi gereken şey şudur:

Önümüzde daha kolay değil, daha zorlu bir mücadele var.

Fakat bu mücadele artık esas olarak silahların değil; siyasetin, örgütlenmenin, kültürün, ekonominin ve toplumsal dayanışmanın mücadelesidir. Bir dönemi geride bırakırken demokratik mücadelenin alanı genişlemelidir. En güçlü savunma örgütlü toplumdur. Kendi sorunlarını çözebilen, kendi kurumlarını oluşturabilen, kendi kültürünü yaşatabilen ve demokratik siyaset yapabilen bir toplum, kendi geleceğini de daha güçlü biçimde savunabilir.

Avrupa’nın bu sürece yalnızca dışarıdan bakan bir gözlemci olarak yaklaşmaması gerektiğine inanıyorum. Avrupa’nın tarihsel deneyimi, savaşların ve ulus-devlet merkezli çatışmaların ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor. Ama aynı tarih, farklı kimliklerin ve halkların demokratik hukuk içinde bir arada yaşayabileceği modellerin de mümkün olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün ihtiyacımız olan şey halkların ve inançların birbirinden ayrılması değil; kendi özgürlüklerini ve kimliklerini koruyarak demokratik bir biçimde birlikte yaşayabilmeleridir.

Geliştirdiğimiz sürecin niteliğine ve teorik boyutlarına dair elbette eleştiri ve itirazlar olabilir. Ancak bu durum yan yana gelmemizin ve omuz omuza mücadele yürütmemizin önünde bariyer oluşturmamalıdır. Eleştirilerle yeni dönenim eksikliklerini hep beraber tamamlayalım.

Bunun için öncelikle güven yaratılmalıdır.

Güven olmadan hiçbir demokratik dönüşüm kalıcı hale gelemez. Bu nedenle siyasi ve hukuki düzenlemelerin geciktirilmemesi, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve sürecin bütün taraflarının kendisini güvende hissedebileceği koşulların oluşturulması gerekiyor. Festivalinizin bu tartışmaya katkı sunmasını, halkların birbirini daha iyi anlamasına ve birbirine yaklaşmasına vesile olmasını diliyorum.

Yeni dönemin görevi geçmişi yeniden yaşamak değil, geçmişten ders çıkararak daha özgür, daha demokratik ve birlikte yaşamanın mümkün olduğu yeni bir hayat kurmaktır.

Independent Türkçe

Hakkında daha ayrıntılı: abdullah öcalan

DAHA FAZLA HABER OKU

Haber

Girne’de batan gemide 238 kişi taburcu edildi, 15 kayıp aranıyor

Haber

Başkentte uyuşturucu ve fuhuş operasyonu

Haber

Silivri açıklarındaki kazada batan geminin bulunduğu bölgedeki çalışmalar sürüyor

Haber

Resmi Gazete'de yayımlandı: 12 ülkeye yeni büyükelçi atandı

İlgili Haberler
Makroekonomi Ekonomide 3 yıllık yol haritası yarın kamuoyuyla paylaşılacak TRT Haber Ekonomi · 1 saat önce Makroekonomi Fenerbahçe, sezonun ilk derbisinde mağlup Independent Türkçe · 1 saat önce Makroekonomi Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne 44 yeni imza Independent Türkçe · 1 saat önce Makroekonomi Gözler pazar gününde: Cevdet Yılmaz'dan OVP açıklaması CNN Türk Ekonomi · 1 saat önce Makroekonomi OVP'nin yarın açıklanacağı saat belli oldu Ekonomist · 3 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.