5 Eylül 2026, Cumartesi · 01:19 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Afrika’nın enerji dönüşümünde ABD-Çin rekabeti

Afrika giderek ithal yakıta dayalı “petro-devlet” modelinden, elektriği kalkınmanın merkezine koyan “elektro-devlet” modeline yöneliyor. Bu dönüşüm, ABD-Çin rekabetinin yeni cephesini oluştururken, Türkiye için de Afrika…

Afrika’nın enerji dönüşümünde ABD-Çin rekabeti

Afrika giderek ithal yakıta dayalı “petro-devlet” modelinden, elektriği kalkınmanın merkezine koyan “elektro-devlet” modeline yöneliyor. Bu dönüşüm, ABD-Çin rekabetinin yeni cephesini oluştururken, Türkiye için de Afrika’da önemli bir yatırım penceresi açıyor.

05 Eylül 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Yönetim Danışmanı BARIŞ SAZAK

Trump yönetiminin ener­ji politikası, Avrupa bay­raktarlığında son 20 se­nede gündeme oturan “enerji dönüşümünü” hızlandırmaktan çok, kendi enerji arzını ekono­mik ve jeopolitik güce dönüştür­me stratejisi olarak okunabilir.

Washington özellikle LNG ihra­catıyla, ABD’yi tüketimin ötesi­ne geçirerek, küresel çapta ener­ji tedarikçisi ve enerji güvenliği­nin belirleyici aktörlerinden biri haline getirmeye çalışmakta. Öte yandan rüzgâr ve güneş gibi yeni­lenebilir kaynakların kamu süb­vansiyonlarıyla büyütülmesine mesafeli durmakta. Bu kaynak­lara karşılık nükleer enerjiyi gi­derek daha fazla stratejik bir alan olarak konumlamakta. Özellik­le yapay zekâ, veri merkezleri ve yeniden sanayileşmenin yarata­cağı devasa elektrik talebini kar­şılamak için nükleer kapasitenin ufak çaplı reaktörlerle artırılma­sını destekliyor.

Benimsenen bu strateji aynı zamanda Çin ile teknoloji ve sa­nayi rekabetinin enerji boyutu­nu da yeniden şekillendirmekte. Çin güneş enerjisi, batarya, elekt­rikli araçlar ve kritik mineraller üzerinden yeni enerji ekonomi­sinin tedarik zincirlerini kont­rol etmeye çalışırken, ABD pet­rol, LNG, nükleer enerji, ileri tek­noloji ve enerji yoğun yapay zekâ ekonomisi üzerinden farklı bir üstünlük modeli peşinde. Dola­yısıyla günümüzün küresel ener­ji rekabeti yalnızca fosil yakıtlar­la yenilenebilirler arasındaki bir mücadele değil. ABD ve Çin’in enerjinin kendisi kadar, enerjiyi üreten teknolojiler, kritik ham­maddeler ve bu enerjiyi kullana­cak yeni sanayi üzerindeki haki­miyet mücadelesi olarak tanım­lanabilir.

Bu iki ana bloğun enerji jeopo­litiğine farklı yaklaşımları, böl­gesel bağlamda farklı sonuçlara sebebiyet vermekte. Her ne ka­dar gündemin ana konusu son dönemde Venezuela, Hürmüz, Orta Doğu, Doğu Akdeniz olsa da bilhassa Afrika özelinde farklı bir çerçeve çizmek mümkün. Şubat ayında ABD ve İsrail'in İran'a yö­nelik ortak operasyonuyla başla­yan savaş, yalnızca petrol piyasa­larını sarsmadı. Afrika'nın enerji tercihini de kalıcı biçimde değiş­tirdi. Kıtanın ithal yakıt bağım­lılığı üstüne Ukrayna savaşının ardından dizel faturalarının bazı ülkelerde yüzde 30’un üzerinde yükselmesi, ekonomik kırılgan­lığını arttırmıştı. Şimdi Hürmüz kriziyle başlayan yeni istikrarsız­lık, aynı filmi bir kez daha göste­rime soktu.

Aslında bu durumun ABD ve Çin’in benimsediği enerji strate­jileriyle dolaylı bir ilgisi var. Was­hington kendi gündemine paralel petrol ve LNG projelerine milyar dolarlık krediler verirken, Pekin güneş paneli ve batarya ihraca­tıyla kıtanın elektrik altyapısını inşa etmekte. Sonuç, iki kutup­lu ve giderek keskinleşen bir re­kabeti ortaya çıkardı. Bir taraf­ta konvansiyonel enerjiyi bırak­mayan Washington, diğer tarafta elektro-devlet temelli bir kalkın­ma modelini ihraç eden Pekin. “Elektro-devlet” yerleşik ve yay­gın bir kavram değil. Ancak son dönemde özellikle enerji, jeo­politik ve sanayi politikası tar­tışmalarında, elektriği ve elekt­rik altyapısını ekonomik, siyasi ve jeopolitik gücünün merkezine koyan devlet manasında kullanıl­makta.

Afrika’nın enerji dönüşümü

Son dönemde küresel ener­ji jeopolitiğini esas sarsan en önemli gelişme, panel maliyetle­ri oldu. Güneş panel maliyetleri 2010'dan bu yana yaklaşık yüz­de 90, batarya maliyeti ise yüz­de 93 geriledi. Buna karşı, Afri­ka’da hala Avrupa’nın toplam nü­fusundan daha kalabalık bir kitle konutlarında elektriğe erişeme­mekte. Kıtanın henüz kullanıl­mayan kara üstü rüzgâr potansi­yeli, tüm kıtanın yıllık elektrik ta­lebini tek başına karşılayabilecek büyüklükte. Sadece Doğu Afrika Rift Vadisi'nde en az 15 gigavatlık jeotermal potansiyel var. Ancak bunun yalnızca 1 gigavatı gelişti­rilebilmiş durumda.

Uluslararası Enerji Ajansı'na göre Afrika 2024 yılında toplam 110 milyar dolarlık enerji yatırı­mı çekti. Bunun yaklaşık 40 mil­yar doları temiz enerji yatırım­larına ayrıldı. Bu da 2020'deki payın neredeyse iki katına denk geliyor. Ciddi bir ivme yakalana­rak 2013-2023 arasında eklenen yenilenebilir kapasitesi yaklaşık 26 gigavata ulaştı. Bu büyüme­nin en hızlı bacağını güneş ener­jisi oluşturdu. Çatı üstü güneş ve depolama, kırsal alanlara şebe­ke ve iletim yatırımlarını bekle­meden kısa sürede elektrik sağla­makta. Hükümetlerin bu projele­re finansman ve iklim gerekçeleri haricinde, güvenilirlik sebebiyle yönelmesinin ana nedeni bu.

Bu güvenilirlik arayışı artık ku­rumsal düzeyde de şekillenmek­te. Birçok ülkede işletmeler ar­tık dizel jeneratörün yanında çatı güneşine ve batarya depolamaya yatırım yapmakta. Bu sistemler artık ulusal şebekeden daha ucuz ve öngörülebilir bir seçenek. Hiç şüphesiz petrol ve gaz rezervle­rine sahip ülkeler kısa vadede hidrokarbon üretimini sürdü­recektir. Öte yandan alternatif stratejiler hızla devreye alınmak­ta. Örneğin, Etiyopya içten yan­malı araç ithalatını yasaklaya­rak ulaşımın elektrifikasyonunu hızlandırırken, Kenya elektrikli araç ithalatını vergi teşvikleriyle desteklemekte.

Kotdivar, Mada­gaskar, Uganda ve Zimbabve ye­nilenebilir enerji yatırımlarına KDV muafiyeti, gümrük vergisi istisnası ve vergi teşvikleri getir­mekte. Fas, büyük ölçekli güneş yatırımları ve Avrupa ile yenile­nebilir enerji ve yeşil hidrojen or­taklıklarıyla kendisini bir enerji ihracat merkezine dönüştürme­ye çalışırken, Mısır, Çin ile geliş­tirdiği mega GES projeleri ve ye­şil hidrojen stratejisiyle büyük miktarda yabancı yatırım çekme­yi hedeflemekte. Güney Afrika, özel elektrik üretiminin önünü açarak çatı güneşi ve özel yenile­nebilir enerji yatırımlarında hız­lı bir büyüme sağlarken, Nijerya hane ve işletmelerin ürettikleri fazla güneş elektriğini şebekeye satarak faturalarından mahsup etmelerine imkân tanıyor.

Çin yörüngesi

Pekin'in bu tabloda öne çıkma­sı tesadüf değil. Çin sadece gü­neş ve rüzgârda kurulu kapasite­sini 2 teravata taşımış bir ülke. Küresel yenilenebilir kapasite­nin neredeyse yarısı onun elin­de. Bu ölçek Pekin'e güneş pane­li, elektrikli araç, rüzgâr türbini ve lityum-kobalt-nikel gibi kritik minerallerin işlenmesinde belir­leyici bir güç kazandırdı. Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden 2000- 2023 arasında Afrika hükümet­lerine ve kamu kuruluşlarına ak­tarılan kredi hacmi 182 milyar doları buldu. Bunun önemli bir kısmı enerji, ulaştırma ve ma­dencilik altyapısına yönlendiril­di.

Çin bunu ekipman yerine bü­tünsel enerji sistemlerini ihraç ederek yaptı. Uganda'da Karuma HES’i, Zambiya'da Kafue Gor­ge HES Projesini Çinli bankalar ve şirketler finanse etti. Mısır'da GES parkları, Doğu Afrika'da ile­tim hatları, Angola'da HES’ler ve Nijerya'da elektrikli demiryolu hatları inşa etmeye devam edi­yor. Sonuçlar da Pekin açısından çarpıcı. Afrika'nın güneş paneli ithalatı 2024-2025 arasında yüz­de 60 artmış. Elektrikli araç sa­tışları kıtada hâlâ düşük seviye­de. Ancak 2024'te bir önceki yıla göre iki katından fazla artarak 11 bine yaklaştı. Bu ivme özellikle otobüs ve ticari filo segmentinde daha belirgin.

Tüm bu gelişmelere Washing­ton'un cevabı büyük ölçüde teo­ride kaldı. Trump yönetimi hem içeride hem de uluslararası mec­ralarda yenilenebilir enerjiyi ar­ka plana atarken, Afrika'daki fo­sil yakıt yatırımlarını Çin'e karşı jeopolitik bir araç olarak sundu. Oysa Mozambik, Namibya, Sene­gal, Tanzanya ve Uganda gibi ül­kelerin yeni petrol-gaz sahaları ve ihracat altyapılarına yaptıkla­rı yatırımlar, uzun vadede talebin zayıflaması, fiyat oynaklığı ve âtıl kalma riskleri nedeniyle bekle­nen getiriyi sağlayamayabilir.

Washington'ın kaybettiği yal­nızca ticari bir fırsat değil. ABD sahayı Çin'e bırakırsa Pekin hem Afrika'da hem küresel öl­çekte diplomatik etkisini de­rinleştirecektir. Enerji dönüşü­münün altındaki standartları ve tedarik zincirlerini şekillendi­recek ve düşük karbonlu tekno­lojiler için kritik olan mineralle­re erişimini arttıracaktır. Fosil yakıt yatırımına ısrarla devam eden ortaklarına karşı Afrika hü­kümetlerinin güveni de giderek azalıyor. ABD'nin hidrokarbonu dayatmak yerine, kıtanın kendi kalkınma önceliklerine uygun enerji ortaklıkları kurması, hem Afrika'nın güvenilir ve uygun fi­yatlı enerjiye erişimini genişle­tir hem de Washington'ın kendi ekonomik ve jeopolitik çıkarla­rını güçlendirebilirdi.

Görünen o ki Beyaz Saray’ın böyle bir ön­celiği yok. Aslında Türk şirket­leriyle ABD finansmanı bölgede bir uyum yakalayabilirdi. Kıtada kendi imkanlarıyla iş yapan Ka­radeniz, Aksa, Çalık gibi başarılı Türk yatırımcılar olsa da her şeye rağmen sınırlı bir kurumsal ka­pasiteye sahipler. Bu sayının ve proje büyüklüklerinin birkaç ka­tına çıkması için gereken kon­jonktür oluşmuş durumdaydı. Hala da fırsat penceresi kapan­mış değil. Kıtanın asıl darboğazı bu yatırımları taşıyabilecek ban­ka garantileri, kredi notu ve proje hazırlama kapasitesi. Bu konuda da Türk şirketleri ve proje gelişti­ricileri yeterince kabiliyetli.

Kıtanın Çin finansmanı, tek­nolojisi ve tedarik zincirleri­ne aşırı yaslanması, yeni bir ba­ğımlılık biçimi yaratabilir. Dola­yısıyla Afrika’nın asıl hedefi bir dış bağımlılığı başka bir bağım­lılıkla değiştirmek değil, yabancı sermayeyi yerel üretim kapasi­tesi, enerji teknolojileri ve bölge­sel elektrik şebekelerini geliştir­mek için kullanmak olmalı. Hiç şüphesiz Afrika bir gecede tama­men yenilenebilir enerjiyle dö­nüşemez. Kıtanın önündeki asıl kısıt kaynak potansiyeli değil.

Fi­nansman, iletim altyapısı ve yeni güç kaynaklarını şebekeye enteg­re edecek kurumsal kapasite, te­mel konular. Giderek daha fazla Afrika ülkesi ithal yakıt yerine, "elektro-devlet" yörüngesine gi­riyor. Dışarıdan gelen sermaye­yi yerel üretim kapasitesine, böl­gesel şebeke bütünleşmesine ve nitelikli istihdama dönüştürebi­len hükümetler, elektrik krizini çözmenin yanında sanayileşme için de somut bir zemin tesis et­miş olacaklar. Türk özel sektörü için asıl fırsatlar bundan sonra başlayabilir. Firmaların biraz da risk iştahını arttırarak, kıtadaki iş geliştirme faaliyetlerine yatı­rım yapması lazım.

Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL

Kaynak: Dünya Gazetesi
İlgili Haberler
Borsa Sayıştay Başsavcılığına Recep Çevik atandı Dünya Gazetesi · 33 dk önce Borsa BİM AKTÜEL KATALOG 4-9 EYLÜL 2026: BİM'de bu hafta hangi ürünler indirimde? Çelik tencere, krep tava, nevresim seti... CNN Türk Para · 58 dk önce Borsa Türkiye’de transfer sezonu sona erdi Dünya Gazetesi · 59 dk önce Borsa New York borsası haftanın son işlem gününü düşüşle tamamladı Finans Gündem (ing) · 1 saat önce Borsa Dow Jones, S&P 500 ve Nasdaq haftayı düşüşle kapattı Borsanın Gündemi · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.