YAYINLAMA 04 Eylül 2026 14:40
GÜNCELLEME 04 Eylül 2026 15:04
UBS stratejisti açıkladı: Altının yükselişi neden daha bitmedi?
Cnbc-E'de yer alan habere göre UBS Baş Stratejisti Bhanu Baweja, Financial Times için kaleme aldığı yazıda altının yükseliş trendinin devam edebileceğine dikkat çekti.
Baweja’ya göre altın fiyatlarını destekleyen dinamikler artık yalnızca faiz ve para politikalarıyla sınırlı değil. Merkez bankalarının artan altın talebi ile ABD maliyesine yönelik güven kaybının, değerli metalin fiyatını destekleyen yeni ve yapısal unsurlar haline geldiğini belirten Baweja, bu gelişmelerin altının yükseliş potansiyelini korumasında önemli rol oynadığını ifade etti.
Tarih tekerrür mü ediyor?
Baweja’ya göre altın, modern dönemindeki üç büyük boğa piyasasının sonuncusunu 2018’de başlattı. Bu süreçte değerli metal, yıllık ortalama yaklaşık yüzde 19 getiri sağladı.
Altının ilk büyük boğa piyasası 1971-1980 yılları arasında yaşandı. Bu dönemde altın, sekiz buçuk yıl boyunca yıllık ortalama yüzde 46 kazanç elde etti. İkinci büyük yükseliş dönemi ise 1999-2011 arasında gerçekleşti ve altının yıllık getirisi yaklaşık yüzde 18 oldu.
Mevcut boğa piyasasının ilk aşamasında reel faizlerdeki gerileme ve Covid-19 döneminde uygulanan genişleyici para politikaları gibi bilinen faktörler etkili oldu. Ancak zaman içerisinde altın piyasasının dinamikleri önemli ölçüde değişti.
Baweja, bu yüzyılın ilk 20 yılında ABD reel faizlerindeki her 1 puanlık hareketin, genellikle altın fiyatlarında ters yönde yaklaşık yüzde 14'lük değişimle karşılık bulduğunu belirtti. Ancak bu ilişkinin Şubat 2022’de Rusya’nın döviz rezervlerinin Batılı hükümetler tarafından dondurulmasının ardından bozulduğuna dikkat çekti.
Bu gelişmeyle birlikte altının yalnızca faiz beklentilerine tepki veren bir yatırım aracı olmaktan çıktığını belirten Baweja, piyasada yeni ve daha yapısal dinamiklerin devreye girdiğini vurguladı.
Altında dengeler değişti: Rusya kararı sonrası yeni dönem başladı
Baweja, Rusya’nın döviz rezervlerinin dondurulmasının ardından küresel rezerv ve varlık yöneticilerinin önemli bir riski yeniden değerlendirmeye başladığını belirtti. Devlet tahvillerinde tutulan rezervlerin siyasi gelişmeler nedeniyle erişilemez hale gelebileceği endişesinin, altının güvenli liman niteliğini yeniden öne çıkardığını ifade etti.
Bu süreçte gelişmekte olan piyasa merkez bankaları ve devlet fonlarının rezervlerinde altının payı da hızla arttı. 2022’de yüzde 5-7 seviyesinde bulunan altın payı, bugün yüzde 11’e yükseldi. Buna karşın söz konusu oran, gelişmiş piyasa emsallerindeki yüzde 26’lık seviyenin hâlâ gerisinde bulunuyor.
Baweja, altın ile reel getiriler arasındaki ilişkinin son yıllarda nasıl değiştiğini de dikkat çekici bir örnekle ortaya koydu. Mart 2022 ile Ekim 2023 arasında ABD’nin beş yıllık reel getirileri 4 puanın üzerinde yükseldi. Tarihsel ilişki devam etseydi, bu dönemde altın fiyatlarının yaklaşık yüzde 55 düşmesi bekleniyordu. Ancak bunun aksine altın yüzde 7 yükseldi.
Sonraki iki yıllık dönemde ise ABD reel getirileri 1 puandan daha az gerilemesine rağmen altın fiyatları yüzde 110 arttı.
Baweja’ya göre bu tablo, altında yeni bir fiyatlama dinamiğinin oluştuğuna işaret ediyor. Altın artık düşen reel getirilere çok daha güçlü tepki verirken, yükselen reel getirilere karşı daha sınırlı tepki gösteriyor.
Stratejiste göre bu değişim, altının değerini hesaplamak için kullanılan mevcut adil değer modellerinin önemli bir bölümünü sorgulanır hale getiriyor. Baweja, bu modellerin birçoğunun altının ons fiyatının 2.500 dolar seviyesinden itibaren aşırı değerli olduğunu gösterdiğini belirterek, piyasanın mevcut koşullarda farklı dinamiklerle hareket ettiğine dikkat çekti.
Yatırımcıların gözü neden yeniden altına çevriliyor?
Baweja, altın fiyatlarını açıklamakta yetersiz kalan mevcut modellerin iki önemli faktörü gözden kaçırdığını belirtti. Bunlardan ilki, döngüsel bir unsur olarak öne çıkan pozitif tahvil-hisse senedi korelasyonu.
Son beş yıldaki enflasyonist dönemde tahvillerin, hisse senetlerindeki risklere karşı yatırımcıları korumakta geçmişe kıyasla daha az etkili olduğunu belirten Baweja, bu durumun altını hisse senedi ağırlıklı portföylerde daha güçlü bir çeşitlendirme aracı haline getirdiğini ifade etti.
Dünya Altın Konseyi verilerine göre bireysel ve kurumsal yatırımcıların finansal varlıklarının yalnızca yüzde 3'ü altında bulunuyor. Baweja, bu oranın daha da yükselmesi için önemli bir alan olduğunu düşünüyor.
Ancak bu eğilimin kalıcı olup olmayacağı ekonomik koşullara da bağlı. Baweja, enflasyonun ve enflasyondaki oynaklığın düşmesi halinde tahvil-hisse senedi korelasyonunun yeniden negatife dönebileceğini belirtti. Böyle bir senaryoda yatırımcıların çeşitlendirme amacıyla getiri sağlamayan altın yerine yeniden tahvillere yönelebileceğini ifade etti.
Ancak Baweja’ya göre henüz bu noktaya gelinmiş değil. Bu nedenle altının portföylerdeki rolünün ve yatırımcı talebinin güçlü kalmaya devam edebileceği değerlendiriliyor.
Altın için kritik gelişme: ABD'ye güven azalıyor, fiyatları yeni risk destekliyor
Baweja’nın altın fiyatları açısından ikinci ve daha yapısal olarak değerlendirdiği faktör ise ABD kamu maliyesine duyulan güvenin kademeli olarak zayıflaması.
UBS’nin modellerinde bu gelişme, yatırımcıların kısa vadeli borçlanma araçları yerine uzun vadeli tahvilleri elde tutmak için talep ettiği ek getiri olan vade primi üzerinden takip ediliyor. Baweja, vade priminin altın fiyatlarının belirlenmesinde giderek daha önemli bir gösterge haline geldiğini belirtti.
ABD kamu borcunun 32 trilyon dolara ulaştığına dikkat çeken Baweja, borcun önümüzdeki 10 yılda da benzer bir hızla artmasının muhtemel olduğunu ifade etti.
ABD ekonomisinin tam istihdam koşullarında GSYH’nin yaklaşık yüzde 6’sı seviyesinde mali açık verdiğini belirten Baweja, yüksek uzun vadeli tahvil getirilerine yönelik güçlü bir isteksizlik bulunduğuna dikkat çekti. Stratejist, böyle bir ortamda uzun vadeli tahvil getirilerinin nasıl kontrol altında tutulacağının önemli bir soru olduğunu vurguladı.
Baweja’ya göre olası senaryolardan biri, Fed’in uzun vadede politika faizlerini agresif biçimde düşürmeye ikna edilmesi. Piyasaların beklediği iki faiz artışı nedeniyle faizlerin önce bir miktar yükselmesi gerekse bile, düşük reel faizler ve yüksek vade primleri altın fiyatlarını desteklemeye devam edebilir.
Bu nedenle Baweja, altının mevcut yükselişinin yalnızca faiz beklentileriyle açıklanamayacağını, ABD maliyesine ilişkin endişelerin de değerli metal için uzun vadeli ve yapısal bir destek unsuru oluşturduğunu değerlendiriyor.
Altın için yeni tehdit değil, yeni fırsat: ABD’de “mali hakimiyet” alarmı
Baweja, ABD’de mali baskıların para politikasını giderek daha fazla şekillendirdiğine işaret eden “mali hakimiyet” sürecinin ilk belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığını belirtti.
Bu durumun Japonya’da uzun süredir görüldüğünü ifade eden Baweja, ülkenin para biriminin bu süreçten ağır şekilde etkilendiğini söyledi. Stratejist ayrıca Fransa, İtalya ve Çin’in de mali görünümlerinin istikrarsız olduğuna dikkat çekti.
Piyasaların artan mali baskının nihayetinde nasıl karşılanacağını sorguladığını belirten Baweja, İsviçre, Avustralya ve Kanada gibi kredi notu daha yüksek ülkelerin para birimlerine bile mütevazı ancak sistematik bir risk primi uygulanmaya başlandığını ifade etti.
Baweja’ya göre ise yatırımcıların bu mali risklere karşı yöneldiği alanlar arasında altın öne çıkıyor. Stratejist, “Bu tema, altın kadar belirgin ve yatırım yapılabilir başka bir alanda bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bu tablo, altının yalnızca enflasyon ve faiz beklentilerine karşı bir korunma aracı olmaktan çıkıp, küresel mali risklere karşı da önemli bir güvenli liman haline geldiğine işaret ediyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.