2 Eylül 2026, Çarşamba · 12:09 Piyasalar Açık
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Pyongyang Ekspresi: Juche felsefesi, Kim Hanedanlığı ve Kuzey Kore devlet sistemi üzerine sosyologca bir deneme

Kurulduğu günden bu yana, envaiçeşit ekonomik yaptırımın, diplomatik tecridin ve sistematik karalama kampanyalarının kuşatması altında varlığını sürdüren Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC), karşısına çıkan her türlü…

Bununla birlikte, Kuzey Kore'yi yalnızca "dış dünyaya kapalı, herediter bir rejim" veya "kendine ait bir propaganda devleti" gibi tek boyutlu tanımlamalar üzerinden okumak, son derece sorunludur. Zira bu tür indirgemeci yaklaşımlar, Kuzey Kore devletinin kendisini nasıl anlamlandırdığını, tarihsel varoluşunu hangi düşünsel temeller üzerine inşa ettiğini ve dış dünyayla kurduğu ilişkilerin hangi siyasi hafıza üzerinden şekillendirdiğini çoğu zaman ıskalamaktadır.

Çünkü KDHC siyasal sisteminin merkezinde, yalnızca güvenlikçi bir yönetim ideolojisi değil, aynı zamanda Juche adı verilen "öz yeterlilik" ve "mutlak bağımsızlık" üzerine kurulu bütünlükçü bir düşünce sistemi yer alır. İşte tam da bu noktada, bu haftaki yazımda Juche düşüncesinin Pyongyang'daki politika yapıcılar tarafından nasıl algılandığını ve yorumlandığını; söz konusu düşüncenin Kim Hanedanlığı'nın siyasal meşruiyetiyle nasıl bütünleştiğini ve Kuzey Kore devlet sisteminde ne şekilde kurumsallaştığını siz değerli okuyucularıma olabildiğince sade bir biçimde aktarmaya çalışacağım.

Öyleyse başlayabiliriz.


Bölüm 1: Juche düşüncesinin tarihsel arka planı

İlk ve öncelikli olarak, Kuzey Kore'nin kuruluşu, yalnızca Kore Yarımadası'nın iki devletli bir yapıya bölünme hikâyesiyle sınırlandırılabilecek kadar basit bir hadise değildir. Bu komplike süreç, Japon "ekspansiyonizminin" yarattığı toplumsal travmanın, Kore milliyetçiliğinin, sosyalist direniş hareketlerinin, İkinci Paylaşım Savaşı sonrası, ABD ile SSCB arasında zuhur eden Soğuk Savaş'ın dünyayı yaşanması oldukça zor bir yer hâline getirmesiyle şekillenmiştir. Hatırlanacağı üzere, Japonya, 1905 yılında Kore üzerinde fiilî bir himaye yönetimi kurmuş, 1910'da ise mezkûr yarımadayı resmen ilhak etmişti.

Yaklaşık 35 yıl süren "imparatorluk" yönetiminin boyunduruğu altında Kore'nin ekonomik kaynakları Japonların çıkarları doğrultusunda kullanılmış; Koreliler toprak kayıplarına, zorla çalıştırmaya, siyasal baskılara ve kültürel asimilasyona maruz kalmıştı. Bazı Koreli kadınlar ise "ianfu" adlı askerî cinsel kölelik sisteminin mağduru olmuştu. Bu talihsiz serüvenler dizisi de başta Kim Il-Sung'un Mançurya'da Japon kuvvetlerine karşı yaptığı gayri nizamıharp ve hemen sonrasında SSCB saflarına geçip Kızıl Ordu bünyesinde hizmet vermesi gibi, farklı ideolojik eğilimlere sahip direniş hareketlerini ortaya çıkarmıştı. Fakat uzun günün sonunda, 38. Paralel esas alınarak Kuzey Kore'nin anahtarları SSCB'ye, Güney'in anahtarları ise ABD'ye kalıcı olarak teslim edilmişti. Kuzey'de kurulan halk komiteleri Sovyet yönetiminin yoğun gözetimi altında yeniden yapılandırılmış, sosyalistler giderek belirleyici konuma gelirken milliyetçi, liberal ve Hristiyan çevrelerin etkisi sınırlandırılmıştı.


Bölüm 2: Kim Hanedanlığı'nın yükselişi

Birleşik Devletler doğumlu tarihçi Michael J. Seth'in de "North Korea: A History" adlı kitabında çeşitli şekillerde bahsini geçirdiği üzere, takvim yaprakları 19 Eylül 1945 tarihini gösterdiğinde Wonsan Limanı'na ayak basan Kim Il-Sung, SSCB nomenklaturalarının rüzgârını arkasına alarak kariyer basamaklarını hızla tırmanmış ve Şubat 1946'da Kuzey Kore Geçici Halk Komitesi'nin başkanlığına getirilmişti. Tıpkı SSCB örneğinde olduğu gibi, üretim araçlarının denetimini eline alan yeni kadrolar, düşmanla ittifak kuran işbirlikçiler ve büyük toprak sahiplerine ait geniş arazileri köylülere dağıtmış; sanayi kuruluşlarını, madenleri, bankaları ve ulaşım ağlarını devletleştirmişti. Böylece Japon emperyal düzeninin yerine merkezî devlet yapısına dayanan sosyalist bir düzen şahlanmaya başlamıştı. Tüm bunlara ek olarak, birleşik bir Kore devleti kurma girişimlerinin dış mihraklar tarafından yerle yeksan edilmesinin ardından 15 Ağustos 1948'de güneyde Kore Cumhuriyeti, 9 Eylül 1948'de ise Kim Il-Sung'un başbakanlığında Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulmuştu.

Nitekim 25 Haziran 1950'de başlayan Kore Savaşı, milyonlarca insanın ölümüne ve yarımadanın büyük ölçüde yıkılmasına yol açmıştı. Çatışmalar, 27 Temmuz 1953'te imzalanan ateşkesle durdurulmuş; ancak taraflar arasında herhangi bir barış antlaşması imzalanmamıştı. Yukarıda bahsi geçen Juche düşüncesi de tam olarak bu tarihsel atmosfer içerisinde Kuzey Kore'nin temel devlet felsefesine dönüşmüştü.


Bölüm 3: Juche'nin temel ilkeleri

Yukarıda söylenenlerden hareketle, Türkçede "Cuçe" olarak da kullanılan Juche kavramı, en genel anlamıyla "kendi gücüne dayanma" düşüncesini ifade eder. İnsanı tarihin pasif bir nesnesi değil, kendi kaderini belirleyebilen bilinçli ve yaratıcı bir özne olarak kabul eden bu yaklaşım; ideolojide özerklik, siyasette bağımsızlık, ekonomide öz yeterlilik ve savunmada kendine güvenme ilkelerine dayanır. Kim Jong Il'in konuşmalarından derlenen "On the Juche Idea" adlı eserde de kimi zaman dolaylı, kimi zaman da doğrudan bir şekilde bahsi geçtiği üzere, ideolojide Juche, toplumun düşünsel dünyasının ulusal bağımsızlık, devrimci bilinç ve kolektif sorumluluk doğrultusunda biçimlendirilmesini öngörür.

Buna göre siyasal egemenliğin korunabilmesi için öncelikle zihinsel ve kültürel bağımsızlığın sağlanması gerekir. Bu nedenle eğitim, kültür, sanat ve medya aygıtları, Kuzey Kore'de tali faaliyetler değil, devletin devamlılığını sağlayan merkezî enstrümanlar olarak görülür. Siyasette bağımsızlık ise, devletin iç ve dış politikaya ilişkin kararlarını herhangi bir yabancı gücün vesayeti altına girmeden alabilmesi anlamına gelir. Bu ilke, devletlerin eşitliğini, karşılıklı saygıyı ve "kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmamayı" esas alır. Dolayısıyla Pyongyang'ın çoğu zaman keskin ve tavizsiz görünen diplomatik tutumu, Juche perspektifinden yalnızca ideolojik katılığın değil, fiziki anlamda görece küçük bir devletin, emperyalist güçler karşısında egemenliğini koruma arayışının doğal bir sonucu olarak yorumlanmaktadır. Ekonomide öz yeterlilikse, siyasal bağımsızlığın güçlü bir maddi temele dayanması gerektiği düşüncesini ifade eder. Temel ihtiyaçlarını dışarıdan karşılayan ve stratejik sektörlerini yabancı aktörlerin denetimine bırakan bir ülkenin hukuken egemen olsa bile fiilen bağımlılaşacağı savunulur.

Savunmada kendine güvenme ilkesi ise siyasal ve ekonomik bağımsızlığın yeterli askerî kapasite olmadan korunamayacağı varsayımına dayanır. Kuzey Kore'nin nükleer silah programı da bu nedenle resmî söylemde agresif yayılmacılığın değil, kendisini bir tehdit gibi gören "sömürgen" devletler karşısında hayatta kalmanın ve dış müdahaleyi caydırmanın aracı olarak sunulmaktadır. Buna karşılık Atlantik Paktı'na mensup ülkelerin önemli bir bölümü bu programı bölgesel güvenlik ve nükleer silahların yayılması bakımından ciddi bir "tehdit" olarak değerlendirmektedir.


Sonuç

Sonuç olarak, Kuzey Kore ne Sovyetler Birliği'nin masa başında kurguladığı "yapay" bir devlet ne de bütünüyle kendiliğinden gelişen "endemik" bir devrimin ürünüdür. Onun kuruluşu, Japonlara karşı yürütülen ulusal kurtuluş mücadelesinin, Koreli halk komitelerinin toplumsal örgütlenme tecrübesinin, sosyalist hareketlerin siyasal faaliyetlerinin, Sovyet askerî varlığının ve Soğuk Savaş'ın giderek sertleşen güç rekabetinin iç içe geçmesiyle mümkün olmuştur. Toprak reformları ve devletleştirme politikaları, yeni devletin iktisadi temelini; Kore İşçi Partisi siyasal ve kurumsal omurgasını; Kore Savaşı ise güvenlik merkezli devlet anlayışını şekillendirmiştir. Afrika, Asya ve Latin Amerika'daki kimi ulusal kurtuluş hareketleri için de önemli bir esin kaynağına dönüşen Juche'nin asıl cazibesi, sessiz dünyanın Batılı güçlere bağımlılığını değiştirilemez bir yazgı olarak reddetmesinde ve halkların kendi kolektif iradelerine dayanarak tarihin akışına yön verebileceklerini savunmasında yatmaktadır. Bu bakımdan Kuzey Kore'nin kuruluş hikâyesi, yalnızca yeni bir devletin dünya sahnesine çıkışını değil; yaralarını onaran bir toplumun siyasal egemenliğini yeniden kazanma ve kendini dış güçlerin "bubi tuzaklarından" kurtarma arayışını da temsil etmektedir. Herkese algı kapılarımızın her daim açık olduğu, mutlak barışın ve toplumsal huzurun hayatın her alanına sirayet ettiği güzel bir hafta dilerim.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: Pyongyang EkspresiJucheKim HanedanlığıKUZEY KOREDr. Batuhan Yıldız

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

İlker Ulubey Yapay zekâ onay almak için bizi taklit etmeye başladıysa, asıl patron kim?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Doç. Dr. İkbal Dürre Kürt sorunu nedir?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mesut Değer Emeğin tasfiyesi... İşçi artık neden yalnızca çalışmalı, ama konuşmamalı?

TÜRKİYE'DEN SESLER

Selçuk Sarıyar Türkiye yeni güvenlik mimarisini nasıl kurmalı?

İlgili Haberler
Borsa Dolandırıcılara 18 ilde dev operasyon: 153 tutuklama Finans Gündem (ing) · 21 dk önce Borsa Sanal dolandırıcılık ağına operasyon: 18 ilde 153 tutuklama Borsanın Gündemi · 29 dk önce Kripto Kripto sponsorluğu nedeniyle Premier Lig’in parası donduruldu Uzmancoin · 35 dk önce Kripto Canlı güncellemeler: BlackRock'ın IBIT'i 236 milyon $ Bitcoin ETF çıkışı sağlıyor CoinDesk · 38 dk önce Makroekonomi Şehre dönenleri buluşturuyor Habertürk Ekonomi · 41 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.