Türkiye’nin hikâyesi artık yalnızca bir dönem coğrafya kitaplarında okuduğumuz “Avrupa ile Asya arasında köprü” olmakla açıklanamayacak kadar büyüyor. Küresel ticaretin, dünya ekonomisinin birbirine bağlanmasında Türkiye kritik konumda. Ukrayna, Suriye, Irak, İran derken içinde bulunduğumuz jeopolitik yolu Türkiye’ye çıkartıyor. Bu nedenle de Citibank Türkiye Genel Müdürü Emre Karter, “Türkiye’nin önünde ‘uzun zamandır açılmamış bir fırsat penceresi’ var” diyor.
02 Eylül 2026 00:00 Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!Ece CEYHUN
Citibank Türkiye Genel Müdürü Emre Karter, savaşlarla birlikte güvenlik ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği Ortadoğu’da Türkiye’nin önüne “uzun zamandır açılmamış bir fırsat penceresi” geldiğini söylüyor.
Karter’e göre Irak ve Suriye’nin istikrara kavuşması, Körfez’in alternatif enerji ve ticaret rotaları arayışı, Orta Koridor’un güçlenmesi ve Türkiye’nin finansman merkezi olma potansiyeli aynı hikâyenin farklı parçaları. “Bütün bu yollar Türkiye’ye doğru yöneliyor” diyen Karter, enerji ve ulaştırma altyapısında kısa sürede 55-60 milyar dolarlık yatırım potansiyeline dikkat çekiyor.
Dünyanın son birkaç yılda yaşadığı savaşlar yalnızca jeopolitik dengeleri değil, ülkelerin enerjiye, ticarete ve tedarik zincirlerine bakışını da değiştirdi. Hürmüz, Babülmendep ve Süveyş gibi küresel ticaretin kritik geçiş noktaları artık yalnızca birer coğrafi güzergâh değil, aynı zamanda ülkelerin risk hesaplarının merkezinde.
Tam da bu nedenle yeni dönemin hikâyesi, “enerji, mal ve sermaye hangi rotalardan güvenli biçimde geçecek?” sorusuna dönüşüyor.
Citibank Türkiye Genel Müdürü Emre Karter’in çizdiği tablo, Türkiye’yi bu yeni haritanın tam merkezine yerleştiriyor.
Karter’e göre birinci hat enerji. Irak ve Suriye’nin yeniden istikrara kavuşmasıyla Körfez’in petrol ve doğal gazının farklı rotalar üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılması gündeme gelecek. İkinci hat lojistik. Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor, deniz taşımacılığındaki darboğazlara alternatif oluşturacak. Üçüncü hat ise finansman. Bu dev altyapı yatırımlarını finanse edecek sermayenin Türkiye üzerinden bölgeye akması bekleniyor.
Bu üç hattın ortak noktası ise Türkiye. Bu nedenle de Karter, “Eskiden bütün yollar Roma’ya çıkar denirdi, şimdi bütün yollar Türkiye’ye çıkacak” diyor.
Kimse bütün yumurtalarını tek sepete koymayacak
Ortadoğu’da bugün yaşananların Türkiye’nin lehine, hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan çok büyük fırsatlar yaratacağına işaret eden Karter, “Bölgedeki süreç bitse de bitmese de Hürmüz’ü tek ticaret rotası olarak kullanma konusunda artık bir soru işareti var. Dolayısıyla artık kimse bütün yumurtalarını aynı sepete koymayacak. Tek bir rotaya bağlı kalmayacak. Bugün özellikle gaz tarafında rotaların buluştuğu ve buluşacağı yer Türkiye, buna ciddi bir şekilde petrol de eklenecek. Körfez ülkelerini düşündüğünüzde bölgedeki ülkeler, üretimini satmak için alternatif rota arayışına girecek. Bu rotaların buluşacağı yer Türkiye. Türkiye zaten bir enerji hub’ı olma yolunda ilerliyordu. Şimdi bölgesel bir enerji hub’ından global bir enerji hub’ına doğru evrildiği bir dönem yaşayacağız” değerlendirmesi yaptı.
Karter’e işin finansman boyutunu sorduğumuzda ise “Bu büyüklükte enerjinin dünya pazarlarına ulaştığı bir ortamda finansman bulmak göreceli olarak kolay. Arkasında devletler, devlet fonları, ihracat kredi kuruluşlarının garantileri, Dünya Bankası ve en önemlisi altyapı fonları olacak. Bence altyapı fonlarının buraya çok daha rahat yatırım yapacağı bir dönem açılıyor. Üstelik bu yatırımlar geçtiği yerlere de istikrar getirir. Bu kadar büyük paranın aktığı yerde kimse oyunun bozulmasını istemez” cevabını verdi.
Savunma sanayii 100 milyar dolara gidebilir
Türkiye bu yeni düzlemde en çok hangi sektörlerde fırsat yakaların cevabı ise Karter’de net: Savunma sanayii… “Savunma sanayinde zaten yükselen bir grafik var ve bunun çarpan etkisiyle daha da hızlanacağını düşünüyorum” diyen Karter, “Burada sadece yüksek teknoloji ürünlerinden bahsetmiyorum. Türkiye savunma sanayiinde net ihracatçı konuma geldi. İhracatın artış hızına baktığınızda neredeyse eksponensiyel bir artış görüyorsunuz. Bugün 11-12 milyar dolar seviyesindeki ihracatı az bulanlar var. O rakamın çok yakın bir zamanda 100 milyar dolara ulaşma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Ama savunma sanayiine yalnızca savunma sanayii olarak bakmamak lazım. Bunun altında çok güçlü bir tedarik zinciri var. Teknoloji, insan gücü ve sermayenin başka sektörlere aktarılması mümkün. Bunun özellikle medikal teknolojilere etkisini görmeye başladık. Türkiye’nin yıllardır gerçekleştiremediği sanayi dönüşümünü bu şekilde gerçekleştirme potansiyeli var. Baktığınız zaman bütün yıldızlar bir anda diziliverdi” yorumunu yaptı.
Vasco da Gama dönemi ticareti sürdürülemez
Hürmüz Boğazı’ndaki kapanma küresel ticarette rotaları değiştirdi. Dünya ticareti bir dönemde Süveyş Kanalı ile sınandı. Karter, küresel ticarette Ümit Burnu seçeneğini değerlendirirken “Vasco da Gama” dönemi ticaretinin sürdürülemez olduğuna işaret ederek “Darboğazlar deniz rotalarını çok daha maliyetli hale getirdi. Çin’den Kazakistan’a, Kırgızistan’ı da içine alacak şekilde Hazar üzerinden Azerbaycan ve Türkiye’ye uzanan hatta inanılmaz bir potansiyel oluştu. Azerbaycan’da, Özbekistan’da, diğer bölge ülkelerinde demiryolu, karayolu ve liman yatırımları hızlanıyor. Mevcut altyapı bugün konuştuğumuz hacimleri taşıyacak kapasitede değil. Bu kapasitelerin katlanarak artırılması gerekiyor. Ama daha önemlisi Türk iş insanlarının halihazırda orada yaptığı yatırımlar. Bütün bunların çarpan etkisiyle Türkiye’ye geri döneceği bir döneme giriyoruz. Eskiden bütün yollar Roma’ya çıkıyor, denirdi. Şimdi fiziksel tedarik zincirlerinin de Türkiye’ye doğru yöneldiği bir döneme giriyoruz. Yatırımların çarpan etkisiyle yani Türkiye'ye geri döneceği bir zaman parçasına doğru giriyoruz. Citibank olarak biz de geçen sene Özbekistan’da temsilcilik açtık” dedi.
Karter tüm bu projeler için 55-60 milyar dolarlık bir yatırım hacminden de bahsedilebileceğini kaydetti.
“Finansman musluğu kapalı değil”
“Bir dezenflasyon süreci içerisindeyiz. Türkiye’nin tarihsel büyüme rakamlarına göre yavaşladığı ve yavaşlaması gereken bir dönemden geçiyoruz. Makro istikrar adına büyümeden belirli ölçüde feragat ediliyor. Çünkü makro istikrarı sağladığımızda gelecekte çok daha büyük yatırımların ve büyümelerin gerçekleşebileceği bir döneme girmek istiyoruz. Kredi büyümesi de makro ihtiyati tedbirler çerçevesinde sınırlandırılmış durumda. Ama bu bankaların kredi verememesi anlamına gelmiyor. Tedbirler ve limitler kapsamında hareket ediyoruz. İstisnalar var ve o istisnalar kapsamında kredi kullandırımı da devam ediyor. Şirketlerin de özkaynaklarını güçlendirmesi gerekiyor. Verimlilik yatırımlarına, otomasyona ve katma değerli üretime yönelmeleri gerekiyor.”
“Yeşil finansmanda ve dijital bonoda yeni işler yaptık”
“Yeşil finansmanda da çok ciddi yeni işlere girdik. Bunun yanında dijital bono ihracı gerçekleştirdik. Burada önemli olan sadece bononun dijital olması değil. İşlemin başından sonuna kadar kağıt süreçlerinin ortadan kaldırıldığı, işlemin tamamen dijital ortamda gerçekleştirildiği ve saklamasının da dijital olarak yapıldığı bir yapıdan bahsediyoruz. Bunlar Türkiye açısından önemli dönüşümler. Çünkü sermaye piyasalarının gelişmesi yalnızca daha fazla para çekmekle ilgili değil; finansmanın kendisinin de yeni teknolojilerle, yeni ürünlerle ve daha verimli süreçlerle yeniden tasarlanması gerekiyor. Türkiye'nin önündeki yeni dönemde hem yabancı sermayeyi çekmesi hem de bu sermayenin farklı finansman araçlarıyla Türkiye'deki yatırımlara yönlendirilmesi açısından önemli bir potansiyel görüyoruz. Bu arada geçen yıldan bu yana Türkiye’de sermaye piyasası ihraçları ve doğrudan finansman yoluyla yaklaşık 18 milyar dolarlık bir finansmana aracılık ettik. Son iki-üç yılda banka olarak bilançomuz dolar bazında ikiye katlandı. Türkiye’nin startup’larına, unicorn adaylarına ve katma değerli sektörlerine odaklanıyoruz.”
“Türkiye’ye uzun zamandır açılmamış bir fırsat penceresi açıldı”
2023’te yeni ekonomi programının açıklanmasıyla birlikte yabancılar açısından “bekle-gör” dönemi sona ermeye başladı. Portföy yatırımlarının Türkiye’ye geri döndüğünü belirten Karter, “Yabancıların tahvil piyasasındaki varlığı ciddi biçimde arttı. Borsa İstanbul’a ilgileri yeniden yükseldi. Uzun vadeli emeklilik fonları, yani long-only fonlar, uzun zamandan sonra Türkiye’ye geri döndü. Bunun bir sonraki aşaması daha uzun vadeli yatırımlar. Türkiye’nin gerçek bir bölgesel merkez, hatta global bir hub olacak şekilde yatırımlarını tamamlaması gerekiyor. Türkiye birçok çok uluslu firma için zaten bir bölgesel merkez. Bu Türkiye’nin sıfırdan öğreneceği bir şey değil.
İstanbul Finans Merkezi’nin genişletilmiş teşvik paketinin zamanlamasını bu nedenle çok doğru buluyorum. Özellikle enerji ticareti üzerine, üçüncü ülkeler arasında Türkiye üzerinden yapılacak ticaret üzerine kurgulanmış bir strateji var. Bundan sonra çok daha büyük çok uluslu şirketlerin finansman fonksiyonlarının Türkiye’ye geldiği ve 25-30 ülkenin buradan yönetildiği yapılara dönüşmesini bekliyorum” diye konuştu.
Kaynak: DÜNYA - İSTANBUL
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.