Türk sanayisi Emisyon Ticaret Sistemi ile gerçekleştireceği dönüşüme odaklandıTürkiye'de devreye alınacak Emisyon Ticaret Sistemi'nin (ETS), enerjiden demir-çeliğe, alüminyumdan çimentoya, cam ve seramikten kimyaya kadar pek çok sektörü dönüştürmesi bekleniyor.
Zeynep Duyar29 Ağustos 2026•Güncelleme: 29 Ağustos 2026
ANKARAÇevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İklim Değişikliği Başkanlığınca hazırlanan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Düzenlemeyle, Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi'nin uygulanmasına ilişkin kurallar ve ulusal karbon piyasasının hukuki çerçevesi belirlendi.
Yönetmelikle, Türkiye'de kurulacak Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi aracılığıyla sera gazı emisyonlarının azaltımının teşvik edilmesi, düşük karbon üretim teknolojilerine geçişin hızlandırılması ve yeşil dönüşüm sürecinin desteklenmesi amaçlanıyor.
ETS, sanayi işletmeleri için de önemli yükümlülükler öngörüyor. Yönetmelik kapsamına giren tesislerin, emisyonlarını izlemeleri, raporlamaları ve doğrulatmaları, doğrulanmış emisyonları karşılığında gerekli emisyon tahsisatlarını teslim etmeleri gerekiyor.
"Dönüşüm için teşvik ve hibe mekanizmaları önem taşıyor"
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, yönetmeliğin sanayinin yeşil dönüşümünde önemli bir aşama olduğunu belirterek, "Yeni sistemle karbon, izlenen ve raporlanan bir çevre göstergesi olmanın ötesinde üretim maliyetlerini, yatırım kararlarını ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen ekonomik bir parametre haline geliyor." dedi.
Sanayi kuruluşları açısından emisyon izni, doğrulanmış yıllık emisyon raporları, faaliyet verilerinin takibi ve emisyon miktarına karşılık gelen tahsisatların teslimi gibi yeni yükümlülüklerin doğduğuna dikkati çeken Ardıç, şunları söyledi:
"Bu yapı, karbon yönetimini çevre birimlerinin ötesine taşıyarak üretim, enerji, finans, yatırım ve üst yönetimin de ortak gündemi haline getirecek. Enerji, demir-çelik, alüminyum, çimento ve kireç, cam ve seramik, kağıt ve selüloz ile belirli kimya ve hidrojen üretim faaliyetlerini doğrudan etkileyecek. Sistemin maliyet etkileri ise tedarik zincirleri üzerinden makine, otomotiv ve elektrik-elektronik gibi sektörlere de yansıyabilecek. Bu süreci, sanayimizin rekabet gücünü artıracak bir dönüşüm fırsatına çevirmeliyiz. Önümüzdeki dönemde enerji ve kaynak verimliliği, yeni teknolojiler ve düşük karbonlu üretim daha fazla önem kazanacak. Dönüşümün başarıya ulaşması için öngörülebilir bir uygulama takvimi, güçlü finansman imkanları ile etkili teşvik ve hibe mekanizmaları büyük önem taşıyor. Özellikle KOBİ'lerimizin dönüşüm maliyetlerinin karşılanması için etkin biçimde desteklenmesi gerekiyor."
"Rekabet, düşük karbon yoğunluğuna bağlı olacak"
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan da yeni sistemin, gelecek dönemde sanayinin maliyet yapısını, yatırım kararlarını, teknoloji tercihlerini ve uluslararası rekabet gücünü etkileyecek yeni bir ekonomik yaklaşım olduğunu ifade etti.
ETS ile karbon emisyonlarının, işletmeler açısından artık yalnızca çevresel performans göstergesi olmaktan çıkarak doğrudan ekonomik değişkene dönüştüğüne işaret eden Yayan, Türk çelik sektörü açısından konunun ayrıca stratejik önem taşıdığına dikkati çekti.
Yayan, ETS'nin etkisinin, Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ile değerlendirilmesi gerektiğini ve gelecekte rekabet avantajının yalnızca düşük üretim maliyetine değil düşük karbon yoğunluğuna ve maliyetine bağlı olacağını anlattı.
Türkiye açısından ETS gelirlerinin nasıl kullanılacağının da kritik olduğuna işaret eden Yayan, karbon maliyetinin, sanayinin dönüşümünü finanse edecek mekanizmalarla dengelenmesinin önemli olduğunu söyledi.
Yayan, sistemin, Türk sanayisi için yalnızca yeni bir yükümlülük değil aynı zamanda önemli bir dönüşüm fırsatı olduğunu belirterek, Türkiye'nin düşük karbonlu çelik üretiminde önemli potansiyele sahip olduğunu dile getirdi.
Türk çelik sektörünün dönüşümünün, yalnızca üretim teknolojisinin değil elektrik arzının da dönüşümünü gerektirdiğini vurgulayan Yayan, şunları kaydetti:
"Bu çerçevede yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği ve rekabetçi düşük karbonlu elektrik tedariki, çelik sektörünün geleceği açısından kritik önem taşımaktadır. Elektrik ark ocakları, elektrik tüketiminin azaltılması, atık ısıların değerlendirilmesi, proses optimizasyonu ve yenilenebilir elektrik kullanımı, karbon maliyetinin azaltılmasında öncelikli alanlar olacaktır. Önümüzdeki dönemde karbon, çevresel bir gösterge olmaktan çıkarak, maliyet, yatırım, finansman ve rekabetçilik unsuru haline gelecektir. Türk çelik sektörünün elektrikli ark ocağı ağırlıklı üretim yapısı, önemli bir avantaj sunmaktadır ancak bu avantajın gerçek bir rekabet üstünlüğüne dönüşebilmesi için düşük karbonlu elektrik, enerji verimliliğinin, güçlü hurda altyapısının, tüm yatırım planlarının ve yeşil finansmanın birlikte ele alınması gerekmektedir. Sistemin başarısı da sanayiden ne kadar karbon maliyeti tahsil edildiğiyle değil bu mekanizmanın Türk sanayisini ne ölçüde daha verimli, düşük karbonlu ve küresel rekabete hazır hale getirdiğiyle ölçülmelidir."
"Bu süreci küresel rekabette öne geçme fırsatı olarak görüyoruz"
TÜRKÇİMENTO Üst Yöneticisi (CEO) Volkan Bozay da uluslararası ticaret kurallarının ve yeni kalkınma modellerinin düşük karbonlu üretim omurgasında yeniden şekillendiği dönemde sistemin Türkiye'de yapıcı rol oynayacağına inandıklarını söyledi.
ETS'nin, tesisler üzerinde operasyonel sorumluluklar tanımlamakla birlikte enerji verimliliğini artıran, yenilikçi süreçleri devreye alan ve düşük karbonlu teknolojilere yatırım yapan üreticileri rekabette bir adım öne çıkaracağını ifade eden Bozay, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Sistemin, tahsisatların birincil piyasa satışından elde edilecek tüm gelirlerin iklim değişikliğiyle mücadele, AR-GE ve sanayimizin yeşil dönüşüm projelerine harcanabileceğine yönelik hükmü sayesinde, sanayimizin dönüşümünü kesintisiz besleyen sürdürülebilir bir yeşil ekonomi döngüsü kalıcı hale gelecektir. Teknik ve kurumsal altyapı olarak sisteme en hazırlıklı sektörlerin başında geliyoruz. Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi, özellikle ülkemizin COP31 ev sahipliğine hazırlandığı bu süreçte son derece olumlu ve stratejik bir gelişmedir. Sektörümüz açısından öngörülebilir, şeffaf ve etkin bir ulusal karbon piyasasının tesis edilmesinde kilometre taşı olan bu dönüşümün sahada kusursuz işleyebilmesi, finansal ve mevzuatsal açıdan dengeli bir geçiş sürecinin sağlanmasına da bağlıdır. Bu başarı, kamu, özel sektör, akademi ve STK'ler arasındaki işbirliğinin artarak devam etmesiyle mümkün olacaktır. Çimento sektörü, bu süreci bir uyum yükü değil küresel rekabette öne geçme fırsatı olarak görmektedir.
Türkiye'nin 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi doğrultusunda ETS'nin hayata geçirilmesini son derece değerli görüyoruz. Ülkemizin küresel iklim diplomasisindeki konumunu güçlendirecek, sektörümüzün dönüşümünü destekleyecek etkin politika ve mekanizmaların oluşturulmasına katkı sunmaya kararlılıkla devam edeceğiz."
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.