29 Ağustos 2026, Cumartesi · 18:38 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Adalette son perde inmeden önce

Her bir vatandaşımız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel müracaatın anlamsızlaştırılmasına ve bu hakkın elinden alınmak istenmesine karşı çıkmalıdır. Çünkü Türkiye‘de vatandaşın elinde kalan tek gerçek hukuki güv…

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bugün Osman Kavala dosyası üzerinden verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının uygulanmaması tartışması, kamuoyuna ısrarla tek bir şahsın ya da belirli bir siyasi davanın meselesi gibi sunulmaktadır. Oysa gerçek bundan çok daha vahim ve doğrudan bu topraklarda nefes alan her bir ferdin kaderini ilgilendirmektedir: Mesele tek bir kişinin hürriyeti değil; insanımızın elinde kalan son evrensel hukuki güvencenin boğazlanmak üzere oluşudur.

Bizler, veziriazamların dahi can ve mal emniyetinin bulunmadığı, tek bir iradeyle kellelerin vurulduğu, ocakların söndürülüp mülklerin gasp edildiği ve sığınılacak hiçbir hukuki merci kalmadığında koca bir sadrazamın bile çareyi yabancı ülke elçiliğine sığınmakta aradığı ağır bir tarihsel buhranın mirasçılarıyız. Osmanlı, bu kahredici keyfilik krizini aşabilmek ve tebaasına asgari bir emniyet alanı açabilmek gayesiyle 1839’da Tanzimat Fermanı ile can, mal ve ırz dokunulmazlığını ahdetmiş; zulmün simgesi olan müsadereyi tarihe gömmeye çalışmıştı. Ardından Islahat, iki Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasi bunu gerçekleştirmenin araçları olmuştu. Ancak bu konuda asıl güvence merhum Özal’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel müracaat hakkı tanımasıyla elde edilebilmişti.

Turgut Özal’ın siyaset felsefesinin temelini oluşturan, Türkiye'nin kalkınması ve demokratikleşmesi için vazgeçilmez gördüğü üç temel özgürlük şunlardı:

• Düşünce ve ifade özgürlüğü: Fikirlerin serbestçe tartışılabilmesi, tabuların yıkılması ve farklı görüşlerin kendilerini serbestçe ifade edebilmesi. (Özal, bu anlayış doğrultusunda Türk Ceza Kanunu'ndaki meşhur 141, 142 ve 163. maddelerin kaldırılmasına öncülük etmiştir.)

• Din ve vicdan özgürlüğü: Bireylerin inançlarını, ibadetlerini ve dini tercihlerini hiçbir baskı altında kalmadan serbestçe yaşayabilmesi; devletin inançlara müdahale etmemesi.

• Teşebbüs (girişim) özgürlüğü: Bireylerin serbest piyasa ekonomisi içinde serbestçe ticaret yapabilmesi, mülk edinebilmesi, yatırım yapabilmesi ve bürokratik engellere takılmadan ekonomik girişimde bulunabilmesi.

Özal, bu üç özgürlüğü birbirini tamamlayan ve biri olmadan diğerinin yaşayamayacağı bir sacayağı olarak tanımlarken AİHM’ye bireysel başvuru hakkını bu özgürlüklerin korunması için gerekli olan bir kalkan gibi görmüştür. Onun Avrupa Birliği’ne tam üyelik müracaatı da bu anlayışın bir ürünüdür. Bu hassasiyetlerin sahibi Özal’ın cenazesinde kalabalıklar "Sivil, dindar ve özgürlükçü Cumhurbaşkanı" pankartıyla yürümüştü.

Bugün ise geldiğimiz noktada hiçbir hakiki iç hukuk güvencesinin bırakılmadığı, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararlarının tanınmayarak bir hak arama kalkanı olmaktan fiilen çıkarıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye, temel hukuki güvenceler bakımından mutlak keyfiliğin karanlığına savrulmaktadır.

İç hukukun tıkandığı, AYM’nin koruma zırhının paramparça edildiği böylesi bir vasatta, insanımızın elinde kalan yegâne hakiki, bağımsız ve evrensel denetim kapısı AİHM’ye bireysel başvuru hakkıdır.

Danıştay, Anayasa Mahkemesi veya başka bir merci 86 milyon vatandaşın hukuk güvencesine dokunmamalı ve bu hakkın iptali için asla bir adım atmamalıdır. Batı toplumlarında en yüksek değerin özgürlük olmasına karşın Doğu-İslam toplumlarında en üst değerin adalet olduğu bilinmeli ve herkes ve her merci adaletin ülkemiz insanı için son güvencesi olan AİHM’ye bireysel başvuru hakkına sahip çıkmalıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru hakkının gasp edilmesi veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çıkılması, bugüne kadar demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanında yaşadığımız bütün kayıpların toplamından katbekat daha büyük bir felaket olacaktır. Çünkü bugüne kadar kaybedilenler mevzilerdi; bu hakkın kaybı ise bizzat sığınağın topyekûn imhasıdır. Bu son kale düştüğünde, 86 milyon yurttaş, hiçbir sınır tanımayan sınırsız bir keyfiliğin insafına tamamen terk edilmiş olacaktır.

Elde kalan tek gerçek hukuki güvencesini kaybeden bir toplumun varacağı yer, adalete ilişkin hiçbir umudun kalmadığı bir yeryüzü cehennemidir. Evrensel hukuki güvence sağlayan AİHM kararı çiğnendiğinde zedelenen şey tek bir sanığın hakkı değil; Türkiye’deki her bir yurttaşın hukuki zırhıdır. Kararların uygulanmadığı bir vasatta AİHM’ye başvuru hakkı kâğıt üzerinde aldatıcı bir seraba dönüşür.

Toplum olarak AİHM kararlarının amasız, fakatsız ve eksiksiz uygulanmasını inatla, ısrarla ve en gür sesimizle talep etmek zorundayız. Bu talep siyasi bir hizipleşme değil; malımıza, mülkümüze, evlatlarımızın hürriyetine, insan onurumuza ve ortak istikbalimize sahip çıkma feryadıdır. Adaletin bu son kapısını cansiperane müdafaa etmek, her birimizin kendi evinin kapısını keyfiliğe ve zorbalığa karşı kilitli tutabilme hakkını savunmasıdır.

Adalet, bir toplumun sadece soğuk mahkeme salonlarında aradığı soyut bir kavram değildir. Eninde sonunda adalete kavuşulacağına duyulan inanç; bir yurttaşın akşam evinde başını yastığa huzurla koyabilmesini, canına, malına ve haysiyetine güvenle sahip çıkmasını sağlayan en temel varoluş zeminidir. İnsanımız bu varoluş zemininin son dayanağını da kaybetmekte olduğunun farkında mı acaba?

Konu siyaset ve partiler üstü bir konu olup iktidar veya muhalefet yanlısı fark etmeksizin her bir vatandaşımızın sahip çıkması gereken bir konudur.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

Hakkında daha ayrıntılı: ADALETaihmömer kayır

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Hasan Kanaatlı Hak din nasıl tanınır? (I)

TÜRKİYE'DEN SESLER

Gürsel Tokmakoğlu CIA Direktörünün Moskova ziyareti, istihbarat katmanı ve Avrupa'nın masaya çağrılması

TÜRKİYE'DEN SESLER

Celalettin Can 6-7 Eylül Pogromu

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir İran savaşı neleri değiştirdi?

İlgili Haberler
Makroekonomi Stablecoinlere BIS freni: Küresel ödeme sistemi için riskler öne çıkıyor Paratic · 27 dk önce Makroekonomi Türkeş'ten Uçum'a AİHS tepkisi: Bunu dillendirmek Kafkayen absürtlük Independent Türkçe · 29 dk önce Makroekonomi Özgür Özel Kayseri’de: Tüm demokratların partisi YENİ Parti’dir Independent Türkçe · 36 dk önce Makroekonomi ECB'den kritik sigorta hamlesi: Eylül ayında faizler yeniden artıyor mu? Cumhuriyet Ekonomi · 39 dk önce Makroekonomi Bakırhan: Silahlar sustu ama Kürt'ün ötekileştirilmediği ve kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalı Independent Türkçe · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.