28 Ağustos 2026, Cuma · 02:16 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

WNBA’de bir Türk direktör

Son yıllarda ABD’de ve Kanada’da kadın basketbolun ve buna bağlı olarak WNBA’in yıldızı parlıyor. Ligde seyirci ve gelir patlaması yaşanıyor, yeni takımlar kuruluyor. İşte bu yeni takımlardan Toronto Tempo’nun yöneticile…

WNBA’de bir Türk direktör

Son yıllarda ABD’de ve Kanada’da kadın basketbolun ve buna bağlı olarak WNBA’in yıldızı parlıyor. Ligde seyirci ve gelir patlaması yaşanıyor, yeni takımlar kuruluyor. İşte bu yeni takımlardan Toronto Tempo’nun yöneticilerinden biri de Cem Şencan. Şencan’la Kanada’daki basketbol tutkusunu ve spor salonu yöneticiliğini konuştuk.

Alp Ulagay

28 Ağustos 2026 00:00

Dünya'yı haber kaynağınız olarak eklemek için tıklayın!

Cem Şencan (46) basket­bol sahalarına koçluk ha­yaliyle yanıp tutuşur­ken adım attı. Ama 20 yıl evvel ABD’de yaptığı spor yönetimi yüksek lisansı bir anda önünde bambaşka bir yol açtı. Önce Tür­kiye Basketbol Federasyonu’nda çalıştı ve 2010 Dünya Şampiyo­nası’nın düzenlenmesinde görev aldı. Daha sonra Ülker Arena’da etkinlik direktörlüğünü üstlendi. Son olarak 2015 ile 2019 arasın­da dört yıl boyunca Volkswagen Arena’nın müdürüydü. 2019 so­nunda Kanada’nın Toronto şeh­rine taşındı. Önce York Üniver­sitesi’nde tesis müdürlüğü yap­tı. Bu yılın mart ayından beri de WNBA’in çiçeği burnunda takı­mı Toronto Tempo’nun arena/ salon direktörü.

Türkiye'de önemli tesisler­de çalışmıştınız. Kuzey Ame­rika'ya giderken edindiğiniz en değerli deneyim neydi?

Buraya ilk iş başvurusu yapar­ken her işi yaptığımı söylüyor­dum. Bana pek inanmıyorlardı. Ama hakikaten sorunun kısa ce­vabı aslında çok yönlülük. Bu çok yönlülüğü de üç büyük kurum­da dörder yıl çalışarak edindim. Mesela 2010 Dünya basketbol şampiyonasındaki görevim çok temel bir pozisyondu. Bütün or­ganizasyonu ve lojistiği orada öğ­rendim. Üstüne Ülker Arena’da nasıl değer yaratıldığını gördüm. Volkswagen Arena’da hem bas­ketbol hem müzik konusunda us­talaştım.

2019’da Kanada’ya taşındı­nız ve York Üniversitesi'nde işe başladınız. Kanada'nın en büyük üniversitelerinden bi­risi. Nasıl bir iş yükünün al­tında buldunuz kendinizi?

Orada bütün spor tesislerinin müdürüydüm. İki stadyum, biri küçük üç çim saha, iki beyzbol sa­hası ve bir de büyük rekreasyon merkezi vardı. Bütün bu tesisle­rin bakımı onarımı, ekipmanları­nın yapılması, bütün kapital yatı­rımları işi bendeydi. Büyük stadı futbol sahasına dönüştürme ope­rasyonu devam ederken işe baş­lamıştım. Yapay çime dönüştürü­lünce üç profesyonel futbol ve bir de ragbi takımı yazın orada oy­namaya başladı. Bu sebeple nere­deyse 12 aylık bir işe dönüştü.

Bu yılın mart ayında da WNBA’in yeni takımı Toron­to Tempo’da venue operati­ons director yani arena ope­rasyon direktörü olarak baş­ladınız öyle mi?

Doğru. Toronto Tempo’da sa­lonun değil takımın çalışanıyım. Çünkü Tempo’nun kendi arena­sı yok. Ama Kanada'da başka sa­lonlarda da oynuyoruz. Benim görevim bu sebeple doğan bir ih­tiyaç. Aslında şöyle özetleyebili­rim pozisyonu: Arena içinde olan her şeyden doğrudan ya da do­laylı sorumluyum. Parkeyi kendi elimle kurmuyorum ama hakika­ten bununla ilgili her planlamayı yapıyorum. Mesela geçen hafta parkemiz buradan iki TIR’la Van­couver'a gitti. Orada sahayı kur­mak için gerekli kişilerden fork­liftlere, temizlikten parkenin To­ronto'ya geri dönmesine kadar tüm işler bende.

Toronto’da maçlarınızı oynadığınız Coca-Cola Co­liseum 1921'de yapılmış, 2002'de önemli renovasyon geçirmiş eski bir salon. Nasıl bir tesisle karşılaştınız?

8500 kişi kapasitemiz var. Muhtemelen localarla 9000 ki­şiye çıkıyoruz. Diğer sahalarda­ki maçlarla son seyirci ortalama­mız 10.247 kişi. Aslında boyut olarak bize çok uygun bir salon. Eski olması biraz bizi zorluyor. Ben gelmeden evvel çok ciddi bir harcamayla yeni soyunma oda­ları yapılmış mesela. Bir de tabii buz hokeyinin Kanada’da birinci spor olması çok büyük bir gerçek. Bizim salonda gerçek buz kulla­nılıyor. Konserlerde veya basket­bol maçlarında çok sağlam bir ya­lıtım ve çok iyi bir havalandırma sistemi olması lazım.

Kadın basketbolu Kuzey Amerika'da son derece yükse­len bir değer. Nasıl bir seyirci ve ortam var maçlarda?

Gerçekten beni en çok etkile­yen o oldu. Burada kadın sporla­rı müthiş ilgi görüyor. Her yaş­tan ve toplumun her kesiminden basketbolsever geliyor maçlara. Kız çocuklarını daha çok görüyo­rum. Kadın takımı olmamıza kar­şın erkek seyirci de çok. Beni çok şaşırtan bir şey anlatayım: 14 Ni­san’da portatif sahamızın açılışı­nı yaptık. Nasıl bir dizayn olacak, hangi renk olacak, neye benzeye­cek bilinmiyordu. Bu etkinliğe de ‘before the bounce’ yani daha ‘top sahada sekmeden önce’ dedik. Hiç oyuncumuz yok, sadece koç­lar var. Dans takımı yeni seçilmiş ama maskot yok. Sadece “gelin salonu görün” diyebileceğimiz topu topu bir saatlik bir etkinlik. Galiba 8000 kişi geldi. Gerçekten inanamadım!

Peki saha kenarı koltuklar­da durum nedir?

Genelde hepsini sezonluk sa­tıyoruz. Ayrıca ünlülere ayrılmış koltuklarımız da var. Benim ta­nıdıklarımdan ünlü yönetmen James Cameron geldi. Hatta çok güzel bir şey yaptı bizim eğlence ekibi. Meşhur Leonardo ile Ka­te Winslet’ın olduğu sahneyi se­yirciyle yapıyorlar: Titanic Cam. En son kamerayı Titanic’in de yö­netmeni olan James Cameron'a çevirdiler. Bizim takımın küçük ortaklarından yayıncı Lily Singh, Kate Winslet oldu. James Came­ron da arkadan tutan Leonardo.

Montreal’deki Detroit Win­gs maçında tam 20.996 kişiyle WNBA tarihinin normal se­zonda en yüksek seyirci re­korunu kırdınız. Bunun gibi bazı maçları Toronto dışında oynamak üzerine kurulu bir takviminiz var değil mi?

Ev sahibi olduğumuz 22 maç var bu sezon. Bunun 15’ini Co­ca-Cola Coliseum’da oynuyoruz. Üçünü yine Toronto'daki Scoti­abank Arena'da oynuyoruz. İki­şer maçımız da Montreal'de ve Vancouver'da. Tüm bunlarda sa­ha kısmını ben organize ediyo­rum. Bir örnekle anlatayım: Ge­çen hafta salı günü Toronto'da Caitlin Clark’ın takımı Indiana Fever'la oynadık. 19.300 seyirci geldi maça. Üç gün sonra bu kez Vancouver’da sahayı kurup 12 bin seyirci önünde oynadık ma­çımızı.

Salon konusunu 1990’larda çözdüler

Kuzey Amerika spor tesislerindeki bu tasarım işini 1990'larda çözdü: Buz hokeyi ve basketbol arasında geçiş esnekliği bulunan ve sahaya yakın koltuklara sahip bir stadyum veya arena. Alt katın bittiği noktada mutlaka VIP'ler için bir ya da birkaç lounge. Üst çanağın altında da bütün fonksiyonel alanlar. Etkinlik katında da çok büyük yükleme alanları. Bu neye yarıyor? Basketbol maçı alıyorsun. Ertesi gün Cirque du Soleil yapabiliyorsun. O yüzden bana hiçbir şey çok büyük bir icat gibi gelmiyor. Bu temel tasarım hâlâ aynı şekilde devam ediyor ve çok mantıklı devam etmesi de. Çünkü bu modelle profesyonel takım arenaları çok iyi para kazanıyor.

Kaynak: Dünya Gazetesi
İlgili Haberler
Borsa Şara imzaladı: Mazlum Abdi Cumhurbaşkanlığı danışmanı oldu Ekonomim · 1 saat önce Borsa Dünyaca ünlü Cimin Üzümü toplanmaya başlandı Ekonomim · 1 saat önce Borsa Bakan Bayraktar: 10 bin ton altını ekonomiye kazandırmak durumundayız Ekonomim · 1 saat önce Borsa Halka arzlarda yeni dönem: SPK öncelik kriterlerini açıkladı Finans Gündem (ing) · 1 saat önce Borsa Hepimiz aynı hatayı yapıyoruz, masum sandığımız bu yöntem aslında telefonun ömrünü kısaltıyor Ekonomim · 1 saat önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.