Bürokratların (TCMB’nin yetkili kurulunun) belirlediği fiili politika faizi üç puan düşürülerek yüzde 37’ye çekildi. Bu çerçevede, kredi ve mevduat faizlerinin asıl belirleyicisi olan ve bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde ortaya çıkan faiz (kısa vadeli piyasa faizi) de yüzde 37’ye çok yakın bir düzeyde seyrediyor: Pazartesi yüzde 36,93, Salı ise yüzde 36,9 oldu. Kısa vadeli piyasa faizinin TCMB’ce belirlenen faize çok yakın bir düzeyde neden gerçekleşeceğini bir hafta önceki yazımda (konuya uzak olanlar için) açıklamıştım. Ne anlama geliyor bunlar?
ABD ve İsrail’in İran’a Şubat 2026 sonunda saldırmalarından önce zaten fiili politika faizi yüzde 37’ydi. O zaman bilinen en son tüketici enflasyonu yüzde 30,7 ve TCMB’nin 2026 sonu enflasyon tahmininin üst sınırı ise yüzde 21 düzeyindeydi. 2026 sonu için (ara) hedefi yüzde 16 olarak belirlenmişti. Yıllık enflasyon şimdi de benzer bir düzeyde: Yüzde 31,8. TCMB’nin yılsonu enflasyon tahmini ve ara hedefi ise daha yüksek: Sırasıyla yüzde 28 ve yüzde 24. 2027 sonu ara hedefi de daha yüksek. Şubat ayında yüzde 9’ken, şimdi yüzde 15.
Savaşın getirdiği belirsizlikleri bir tarafa bırakacak olursak, bu değerler bize politika faizinin yüzde 37 olmasının, hatta yüzde 37’nin de altında kalmasının bir sorun olmayacağını anlatıyor. Öyle ya, savaş öncesi 2026 ve 2027 sonu hedefleri çok daha düşükken, şimdi daha yüksek. Fark az değil: 2026 sonu için 8 puan, 2027 sonu için 6 puan. Demek ki politika faizi daha düşük olabilir çıkarsaması yapılabilir.
Bu sava karşı söylenecek “savaşın belirsizliği nedeniyle faiz 37’den 40’a yükseltilmişti, bu belirsizlikler ortadan kalkmadı ki…” olabilir. Ama dikkat: Faiz yüzde 37 iken aniden savaş nedeniyle ortaya çıkan belirsizlikler şimdi aynen sürüyor olsa bile yüzde 37 ihtiyacı artık ortada yok. Yani, yüzde 37 artı (savaş nedeniyle) x faiz ‘gerekiyorsa’, şimdi (mesela) yüzde 35 artı x faiz yeterli olabilir.
Tekrar okuduğumda, satırları yazan bana bile garip gelen bu basit bakış açısı size çok daha garip gelebilir. Ama okudukça garip olmadığına ikna olduğum için devam ediyorum. Konuyu böyle ele alınca, ortadaki temel sorun başka bir bakış açısıyla tekrar karşımıza çıkıyor. Enflasyonla mücadeledeki başarısızlığın ana nedeni para politikası değil. Programın eksik olması. Çok sayıda eksiklik var. Bu eksikliklerin büyük kısmını tamamlamak ise ne ekonomiden sorumlu bakanın ne de TCMB’nin yetki alanı içinde. Başta da adil ve hızlı çalışan bir yargı sisteminin kurulması geliyor. Sonra düzgün bir sanayi politikası ve düzgün bir ihale yasası. Ek olarak bağımsız kurumların bağımsızlığını güçlendirici adımlar. Bunlar olsa, “enflasyonu düşürmeye niyet var” kanısı (büyük ihtimalle) hakim olacak, programa ve liraya duyulan güven keskin biçimde artacak. ‘Büyük ihtimalle’ diyorum çünkü ‘huylu huyundan vazgeçer mi” diye de bir atasözümüz var.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.