Oda ve borsa seçimlerinde gözle görülür bir hareketlilik var. İş dünyamızın bu önemli örgütlerini yönetmeye aday olanlar geleneksel yöntemlere başvurdukları kadar azınlıkta da olsa ülkemizin geleceğini güven altına alacak sorunları da gündeme taşıyorlar.
Ülkemizin değişik yerleşim yerlerinde aday olmayan, ama gelişmeleri yakından izleyen tanıdık ve bildik insanlara sordum: Adayların ve seçimde oy verecek olanların ağırlıklı söylemleri, “dedim-dedi sığlığında, belden aşağı vurma odaklı mı, yoksa küresel ölçekte öne çıkan eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini analiz eden, iş dünyasını ve toplumumuzun uzun dönemli geleceğini güven altına alacak kök nedenleri ve dip dalgaları mı sorguluyor? Söylemler, ‘ivedi güncel sorulara’ mı, ‘dönemsel orta dönemli oluşumlara’ mı, ‘kurumsal dönüşümlere dayalı yeni yapılanma ihtiyaçlarına’ mı odaklanıyor?”
Yaptığımız sorgulamanın bilimsel ölçülere dayandığını söyleyemeyiz. Saha içinde eli taşın altında olan insanların gözlemleriyle sınırlı; yanılma olasılığı var. Yine de, tek kişinin gözlemine dayalı öznel bir değerlendirme yapma yerine, sahada yaşayan çok sayıda aktörün gözlemlerine dayalı bir genelleme yaşamın öz gerçeğine daha yakın duracaktır.
Sorgulamamız, seçimlerde büyük çoğunluğun yıllardır tekrarlanan ve üretken olmayan bir söylem üzerinde ilerlediğine; azınlıkta olan bir kesimin ise hizmet yarışını küresel ölçekte ve ülkemizdeki temel sorunlara odakladığına işaret ediyor.
Ülkemizdeki oda ve borsalar bağlı oldukları yasal düzenlemeler nedeniyle değişik özellikleri olan sivil toplum örgütlenmeleridir. Oda ve borsaların kurumsal mimarilerini, işlevlerini ve oluşturdukları ve çoğalttıkları kültürü sorgulamak önemlidir; ama gün o gün değildir. Gün seçim sürecini, ülkemiz geleceği açısından ne kadar verimli değerlendirdiğimizi sorgulama, anlama ve anlamlandırma günüdür.
Temel değişkenler
Oda ve borsa seçim sürecinin önemini birkaç temel değişken bağlamında tartışmaya açalım:
Birincisi, ülkemizin bu köklü ve güçlü sivil inisiyatiflerini yönetmeye aday olanların küresel ölçekte yaşanmakta olan “büyük değişim ve dönüşüm”ü kavrama ve alternatif çözüm önerileri sunma sorumlulukları olduğu üzerinde anlaşalım. Adaylar ve oylarıyla yöneticileri seçecek olanlar da net bilgiye, bilgiye dayalı fikirlere, uygulanabilir projelere, uzun dönemli geleceği güven altına alma iddiası taşıyan uygulama programlarına sahip olmalıdır. Dünyanın ve ülkemizin yaşadığı köklü dönüşüm süreci, iş dünyasının sahada eli taşın altında olan “uç beyleri” olarak meslek komitelerinde oy veren ve yöneticiliğe aday olanların sorumluluklarını bambaşka boyutlara taşımaktadır.
İkincisi, adayların, temel üretim gücü hâline gelen veri konusunda son iki yılda gündeme yerleşen bir gerçeği gözden ırak tutmamaları gerekir: Yapay zekâ modelleriyle birlikte veri işleme kapasitesi, veri üretim kapasitesini aşmıştır. Bu yeni oluşum, otomasyon ve otonom uygulamalarını hızlandırmaktadır. Teknoloji, insanın performansını artırmanın yanında yerini alma yolunda hızla ilerlemektedir. Seçimle göreve talip olanların sorunlar ve çözümlerle ilgili açık, net, yazılı bilgi ve belgeye dayalı bilgi üretmesi hayati önemdedir. Seçim süreci, bilgili ve temas hâlinde bir iş dünyası yaratma iddiası olmayanların konumlarını gözden geçirmeleri zamanıdır.
Üçüncüsü, sosyolojide “farklı dönemlere ait olanların eş zamanlılığı ilkesi” uyarınca, buharlı makinelerden, içten patlamalı motorlara, oradan elektrikli motorlar ve elektronik odaklı güç oluşturmaya geçişin yarattığı yeni mekân örgütlenmelerini öngörmek ve alternatif çözümler önermek de ivedi bir görev. Üretim ve ticarette ulus-devlet sorumluluğu, şirket ve platform düzenlemelerinde yeni oluşumlar iş dünyasının varlığını ilk elden etkilemektedir. Dönüşümlerin gerektirdiği yatırımlar tutarlı bir zihinsel modelle sorgulanarak geleceğe hazırlanmak gerekir. Elektrik gücüne erişimin yarattığı toplumsal değişim ve dönüşüm konusunda ülkemizin son yarım yüzyılı çok elverişli bir laboratuvar oluşturmuştur. Ortaya çıkan yeni ihtiyaçların nasıl karşılanacağını ve güven altına alınacağını zihinlerimizde berraklaştırmak önemlidir. Buharlı makine, içten patlamalı motor gücü, elektrik gücü ve elektronik uygulamaların yarattığı “güç geçişlerini” kavramadan endüstri ve ticaret kesiminin taleplerini güçlü bir biçimde karşılamak zordur. Daha da önemlisi, güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri konusunda fikir üretmeden, siyasi irade ve bürokrasiyi ikna etmede zorlanabiliriz. Oda ve borsa yönetimine aday olanların dip dalgaları yaratan kök sorunları kendi iç kamuoyları kadar, geniş kamuoyunda da tartışması gerekir.
Dördüncüsü, yaşanan hızlı değişme iş süreçleri ve iş gücü profillerinde altüst oluşlara yol açıyor. İş süreçleri ve iş gücü profillerindeki değişmelerin ileriye ve geriye etkilerini kavramadan, temsil ettiğimiz kesimin hak ve çıkarlarını gerektiği gibi savunmamız mümkün değildir.
Beşincisi, iş dünyası hız, esneklik ve dayanıklılık gerektiren bir rekabet ortamıyla yüzleşiyor. Ortaya çıkan yeni ihtiyaçların öncelikleri belirlenmeden, eğilimlerin fırsat ve tehlikeleri ile kendi olanaklarımız ve kısıtlarımız arasında denge kurmadan “hizmet yarışına” değer katılamayacağını da kendi iç dünyamızda netleştirelim.
Genel eğilimi kavramalıyız
Seçimlerde yönetime aday olanların bilgiye dayalı fikir üretimiyle ilgili sorumluluklarını anımsatırken, en üst örgütlenme düzeyinden bir örnek verelim: Dünya düzenini yeniden kurma örgütlenmesinin öncü göstergeleri üzerinde duralım: Harvard tarih profesörü Jill Lepore’nin “The Rise and Fall of the Artificial State” kitabına henüz ulaşamadık, ama Uğur Koçbaş’ın kapsamlı tanıtım yazısında, yeni oluşumu kavramak için çarpıcı saptamalar var:
- Liberal ulus-devlet işlevleri özel şirketlere, platformlara, veri merkezlerine, algoritmik karar merkezlerine kayıyor.
- Siyasi söylem yeniden oluşuyor, otomatikleşiyor ve yurttaşlıktan “trollere” geçiş söz konusu.
- Demokrasilerde yurttaşların bilgiye eriştikleri, sorguladıkları, örgütledikleri ve karar verdikleri “kamusal alanda” medya kanalları, üniversiteler, mahalle örgütlenmeleri, siyasi kampanyalar, mahkemeler ve parlamentolar gibi bileşenler “platformların egemenliğine” giriyor.
- İnsanların doğru anlama ve karar verebilmeleri için kullandıkları “bilgi kanalları” dijital platformlar tarafından kontrol ediliyor.
- Geleneksel kitle etkileşiminin yerini kamuoyu araştırmaları, seçmen katmanları, veri analizleri, mahalle toplantıları, kapı kapı dolaşmalar gibi etkileşimleri “ölçme ve hedefleme” yönetiyor.
- Siyasi ikna ile ticari manipülasyon arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor.
- “Tüketim kültürü” yükselirken, “yurttaşlık kimliği” zayıflıyor.
- İnternet ve platform ekonomilerinin yeni eğilimlerinin “tek bir dijital yapıda” birleştirilmesi zorlanıyor.
- Alışveriş haberleri, kamu bilgisi, siyasi tartışma ve kişisel verilerin aynı şirket yapısı içinde toplanması “rıza olmadan yönetme” ya da “insansız yönetme” eğilimlerini güçlendiriyor.
- Demokratik devletin meşruiyeti, yurttaş rızası, temsil mekanizması, hukuk ve kamusal tartışmadan; yapay devlet süreçlerinin otomatikleştirilmesine, temsilin yerini kullanıcının ve veri profilinin almasına, kamusal tartışmanın yerini algoritmik etkileşimin almasına geçiş hızlanıyor.
Eğri oturup doğru konuşalım!
Hepimiz son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde, iş dünyasının kalbini oluşturan oda ve borsa seçimlerinde söylem içeriğine özen göstermeliyiz. Eğer bu seçimler iş dünyasına “yön göstermeyecekse” anlamlı olabilir mi? Yapılmaması gerekenler ile yapılması gerekenlerle ilgili net bir plan ve program ortaya koyamayacaksak, siyasi partilerden ve genel olarak siyasi iradeden çözüm bekleme hakkımız aşınmaz mı? Sahada eli taşın altındaki iş dünyası kendi “programını tanımlayamıyorsa” siyasi irade ve bürokrasi etkili bir yönlendirme yapabilir mi?
Nereden bakarsak bakalım, ister bireysel kaygı ve korkularımızdan hareket edelim, dilersek iş dünyasının ihtiyaçlarını göz önüne alalım, daha da geniş düşünerek bir toplumsal gelişme yönü belirlemeyi hedefleyelim; oda ve borsa seçimlerinin söylem kalitesi çok önemli bir göstergedir.
Eğri oturup doğru konuşalım: Kendi içimizde yaratacağımız güç egemen olmazsa, dışarıdaki gücün dümen suyuna girme olasılığı yükselir. Yeni oluşumun değer zincirinde nasıl konumlanacağımız hem güncel hem dönemsel hem de kurumsal dönüşüme dayalı yapısal değişimin özüdür.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.