YAYINLAMA 26 Ağustos 2026 12:51
GÜNCELLEME 26 Ağustos 2026 12:55
Otomotiv editörü Emre Özpeynirci, Türkiye otomotiv pazarındaki derin tıkanıklığı kapsamlı bir şekilde değerlendirdi.
Yüksek faiz oranları, kredi kısıtlamaları ve alım gücündeki keskin düşüşün hem sıfır hem de ikinci el piyasasını kilitlediğini belirten Özpeynirci, yılın geri kalan son 4 ayının sektör için finansal olarak son derece zor geçeceğini ve bayilerin ellerindeki yüksek maliyetli stok yükünü eritmek için amansız bir kampanya yarışına gireceğini vurguladı.
Otomotiv piyasanın mevcut durumunu Oksijen TV'de özetleyen Emre Özpeynirci, ağustos ayının perakende tarafındaki zayıflık nedeniyle sıkıntılı geçtiğini belirtti.
Sektörde ağustos ayı için maksimum 75 bin adetlik bir satışın konuşulduğunu söyleyen Özpeynirci, bu hacme de bireysel alıcılardan ziyade filo satışlarının desteğiyle ulaşılabileceğini ifade etti. Yılın ilk 8 ayı sonunda pazarın maksimum 715 bin adet civarına yükseleceği öngörülüyor.
Sektör temsilcilerinin yıl sonu öngörülerine değinen Özpeynirci, Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) Başkanı Hakan Tik’in yıl sonunda 975 bin adetlik otomobil ve toplamda 1 milyon 150 bin ile 1 milyon 175 bin adet arasında bir pazar tahmini yaptığını hatırlattı.
Eski ODMD Başkanı ve şimdiki Toyota ALJ Grubu (Toyota Türkiye, Lexus ve BYD) CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un da benzer şekilde 1 milyon 175 bin adetlik bir pazar beklentisine sahip olduğunu belirten Özpeynirci, bu tahminlerin aslında oldukça "iyimser" olduğunu dile getirdi.
Bu seviyelere ulaşılabilmesi için son 4 ayda aylık ortalama 115 bin adet araç satılması gerektiğinin altını çizen editör, pazarın mevcut konjonktüründe temmuz ve ağustos aylarındaki perakende zayıflığının, eylül ve ekim aylarında bu düzeyde büyük satışların gerçekleşmesini zorlaştırdığına dikkat çekti.
Yıl sonunda pazarın 1 milyon 115 bin adetler seviyesinde kalması durumunda, geçen yıl kırılan tüm zamanların rekoruna kıyasla %15'e yakın bir daralma ve yaklaşık 195 bin ila 250 bin adetlik bir kayıp yaşanacağı hesaplanıyor.
Otomobilin en büyük rakibi: Yüksek faiz ve yatırım döneminin sonu
Geçmiş yıllarda, özellikle 2024 ve 2025'te altın ve gümüş gibi değerli madenlerden elde edilen yüksek getirilerin otomotiv sektörüne kayması ve enflasyonist ortamda otomobilin değerini koruması, satışlarda tarihi rekorlar kırılmasını sağlamıştı.
Ancak 2026 yılına gelindiğinde altın ve gümüş fiyatlarındaki düşüş ve buralardan gelen getirinin kesilmesiyle birlikte rüzgar tersine döndü. Ocak ayından bu yana otomobil fiyatlarında reel anlamda net bir düşüş yaşanıyor.
Bugün otomotiv sektörünün önündeki en büyük engel ise yüksek mevduat faizleri olmuş durumda. Aylık faizlerin %4 seviyelerinde seyrettiği mevcut finansal iklimde, tüketiciler yatırım amaçlı otomobil almak yerine paralarını mevduatta değerlendirmeyi tercih ediyor.
Eski Merkez Bankası ekonomisti Hakan Kara'nın da işaret ettiği üzere, Merkez Bankası'ndan önümüzdeki döneme dair faiz indirimi sinyalleri gelse de radikal bir düşüş ya da kurda devalüasyon beklentisi bulunmuyor. Bu ekonomik politikalar sürdükçe otomobilin yatırım aracı olma cazibesi tamamen ortadan kalkmış görünüyor.
Bayilerin Kabusu: Stok yükü ve finansman maliyeti
Faizlerin yüksek olması sadece tüketiciyi değil, bayileri ve distribütörleri de derinden sarsıyor. Aylık %4 faiz yükü altında stok tutmanın maliyeti bayiler için taşınamaz boyutlara ulaşıyor.
Stoktaki her aracın yarattığı finansal yük bayilerin finansal dengesini bozuyor. Özpeynirci, önümüzdeki son 4 ayda otomobil satış başarısından ziyade "stok kontrolünün" hayati önem taşıyacağını belirtiyor; zira eritilemeyen her stok ciddi bir finansal kriz anlamına geliyor.
Bu durum, nakit parası olan ve gerçekten araç ihtiyacı bulunan tüketiciler için ise büyük fırsatları beraberinde getiriyor.
Sektörde hâlâ 2025 model araçların bile stoklarda eritilemediği konuşulurken, distribütör ve bayilerin 2027 yılına daha rahat girebilmek adına önümüzdeki 2-3 ay boyunca ciddi finansman destekleri ve indirim kampanyaları düzenlemek zorunda kalacağı öngörülüyor.
Kredi muslukları kapalı, bireysel alıcı çaresiz
Pazarın daralmasındaki en büyük etkenlerden biri de bireysel taşıt kredilerine erişimdeki zorluklar. Bireysel tarafta kredi kullanım koşullarının 4 yıldır güncellenmemesi ve 2 milyon TL üzerindeki araçlar için kredi imkanının neredeyse bulunmaması perakende satışları tamamen tıkadı.
Kurumsal ve filo tarafında ise faizler yüksek de olsa hâlâ krediye erişim imkanı bulunduğu için pazar bir nebze olsun filo satışlarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Eğer filo tarafındaki bu hareketlilik de olmasaydı, 8 aylık dönemde 700 bin adetlerin bile konuşulamayacağı belirtiliyor.
İkinci el piyasasında "zararına satış" dönemi
Sıfır araç pazarındaki stok eritme kampanyaları ve reel fiyat düşüşleri ikinci el piyasasını da doğrudan vurdu. Sıfır fiyatlarının gerilediği bir ortamda ikinci el fiyatlarının yükselmesi mümkün olmazken, hem fiyatlarda hem de satış adetlerinde sert düşüşler yaşanıyor.
Temmuz ayı verilerine göre sıfır otomobil pazarı %25 daralırken, ikinci el otomobil pazarı da %14'e yakın bir düşüşle 585 bin ila 588 bin adet seviyesine geriledi. Geçen yıl aynı dönemde bu rakam 680 bin adet düzeyindeydi.
Yılın ilk 7 ayı (Ocak-Temmuz) toplamına bakıldığında ise ikinci el otomobil pazarının geçen yıla göre 153 bin adet birden azalarak 4 milyon 4 bin adede gerilediği görülüyor. Hafif ticari araçların ikinci el pazarında da Temmuz ayında %10.17'lik bir daralma yaşandı.
Fiyatların istenen seviyede olmaması ve araç elde tutmanın yüksek maliyeti, kurumsal ikinci el şirketlerini de büyük bir darboğaza soktu.
Birçok kurumsal firmanın ellerindeki takasa bağlı araç stokunun yarattığı mali baskı yüzünden karsız hatta zararına satışlar yapmak zorunda kaldığı ve önümüzdeki dönemde bu alanda daha sıkıntılı haberlerin gelebileceği ifade ediliyor.
Ayrıca kendi aracını istediği fiyata satamayan tüketicilerin sıfır araç kampanyalarından da yararlanamaması piyasayı kısır bir döngüye sokuyor.
Gelir ağılımındaki adaletsizlik araç yaşında kendini gösteriyor
Türkiye’deki alım gücü kaybı ve gelir adaletsizliği, ikinci el piyasasındaki yaş dağılımında tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Sıfır araç alma şansı kalmayan ve 0-5 yaş arası ikinci el araçların yüksek fiyatları ile kredi engeline takılan geniş halk kitleleri, yaşlı araçlara yönelmek zorunda kalıyor.
Türkiye'de satılan her 100 ikinci el aracın yaklaşık 55'ini 11 yaş ve üzerindeki araçlar oluşturuyor. Pazarın yaş dağılımı şu şekilde şekilleniyor:
0-5 yaş arası araçların payı: %24
11-15 yaş arası araçların payı: %21.72
16 yaş ve üzeri araçların payı: %32 ila %33 bandında seyrediyor.
İnsanlar yalnızca mobil olabilmek adına 300 bin, 400 bin veya 500 bin TL civarındaki bu yaşlı otomobilleri tercih etmek mecburiyetinde kalıyor.
Bölgeler arasındaki alım gücü uçurumu
Sıfır otomobil satışlarına kıyasla yapılan ikinci el satış oranları, Türkiye'deki bölgesel alım gücü adaletsizliğini de net bir şekilde ortaya koyuyor. Sıfır satılan her 1 araç başına düşen ikinci el araç satış oranlarında bölgeler arasında ciddi bir uçurum bulunuyor:
Marmara Bölgesi: 1 sıfır araca karşılık 5.4 ikinci el araç satılıyor.
Akdeniz Bölgesi: Bu oran 10.7'ye yükseliyor.
Karadeniz Bölgesi: Türkiye'deki en yüksek oranla, satılan her 1 sıfır araca karşılık 11 ikinci el araç satılıyor.
Toplam otomotiv pazarı (hafif ticari ve ağır ticari dahil) genelinde de Karadeniz Bölgesi her bir sıfır araca karşı 10.9 ikinci el satışıyla başı çekiyor.
Bu veriler, alım gücünün Türkiye genelinde homojen dağılmadığını, Karadeniz ve İç Anadolu gibi bölgelerde yaşlı araç parkının çok daha yoğun olduğunu kanıtlıyor.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.