Türkiye’de şirketlerin toplumsal faydaya ayırdığı kaynak büyüyor, projeler çeşitleniyor. Ancak iyi fikir, güçlü ekip ve büyük bütçe her zaman gerçek etki yaratmaya yetmiyor. Sorun çoğu zaman kaynak eksikliğinden çok, kaynakları aynı hedefe yöneltecek strateji eksikliği oluyor.
Katalist’in kurucularından Jülide Erdoğan, yirmi yılı aşan sivil toplum deneyiminde bu tabloyla farklı kurumlarda tekrar tekrar karşılaşmış. Bugün ise önemli bir değişim gözlemliyor: Sosyal etki, iletişim departmanlarının yönettiği projeler dünyasından çıkıp CEO ve yönetim kurulunun gündemine giriyor. Erdoğan bu dönüşümün merkezine “karar mimarisi”ni koyuyor; finansmanı, saha bilgisini, iletişimi, yönetişimi ve ölçümü aynı stratejinin parçaları olarak görüyor. Yaklaşımını ise tek bir cümleyle özetliyor: “Doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür.”
“Tarafları aynı masaya oturtmak yetmez; aynı cümleden aynı şeyi anlamalarını da sağlamak gerekir. Biz finansın, şirketlerin ve sosyal girişimlerin birbirinden farklı dillerini tercüme ediyor; ortak hedefi, sorumlulukları ve ölçüm çerçevesini birlikte tasarlıyoruz. Çünkü güven kurulmadan sermaye sabırlı olmuyor, ortak dil kurulmadan da iyi fikir yatırım ölçeğine taşınamıyor. Hedefimiz etki yatırımını bir niş olmaktan çıkarıp Türkiye'nin ana akım sermaye hikâyesinin parçası hâline getirmek” diyen Jülide Erdoğan ile sosyal etkinin iyi niyetten stratejiye, şirketlerin vitrininden karar masasına ve bağıştan gerçek bir yatırım alanına uzanan dönüşümünü konuştuk.
Katalist’in rolü, ekosistem kuruculuğu
“Katalist, tek bir andan ya da ihtiyaçtan yola çıkarak doğmadı. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’ndan Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na, Toplum Gönüllüleri Vakfı’ndan Yenibirlider’e uzanan saha, proje geliştirme ve yöneticilik deneyimim bana şunu gösterdi: Tüm tarafların iyi niyeti çoktu, fakat bunu ortak ve sürdürülebilir bir etkiye dönüştürecek yapıda eksiklikler vardı. Şirketler fayda yaratmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyor; nitelikli projeler finansmana ve doğru ortağa ulaşamıyor; kamu, özel sektör ve sivil toplum çoğu zaman birbirinden kopuk ilerliyordu. En kritik boşluk ise sürdürülebilirlik ve etki yatırımlarının hâlâ stratejinin dışında tutulmasıydı. Emre Gür’le Katalist’i kurarken farklı dünyalar arasında sadece bağlantı kuran değil, onların birlikte iş üretmesini sağlayan bir yapı olmayı hedefledik. Bugün Katalist’i ismiyle müsemma bir katalizör olarak tanımlıyoruz.
Bir katalizör reaksiyonun kahramanı değildir; ama doğru bileşenleri buluşturur ve dönüşümü hızlandırır. Biz de özel sektör, kamu ve sivil toplumu aynı masaya getirerek somut strateji, uygulanabilir iş birliği ve ölçülebilir etki yaratılmasını sağlıyoruz. Katalist’in bugünkü rolü bir danışmanlıktan çok, bir ekosistem kuruculuğu.”
Gelenekle gelecek arasında kurulan bağ dönüşümün en kıymetli taraflarından biri
“Bir kurumla ilk masaya oturduğumuzda genelde şunu görüyoruz: Birbirinden değerli ama dağınık olduğu için gerçek potansiyeline erişememiş destekler ve yatırımlar var. Biz bunları kurumun DNA'sı, marka stratejisi ve yaratmak istediği etkiyle aynı çerçevede buluşturarak, sosyal etki alanında bir ana çatı strateji oluşturuyoruz. İşimizin biraz daha zor olan tarafı, yıllardır aynı biçimde sürdürülen ve adeta gelenekselleşmiş bir destek alanını bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarıyla yeniden düşünmek. Bunu da en çok köklü aile/holding vakıflarında ve holdinglerde görüyoruz. Eğitim bursları ise en sık karşılaştığımız örneklerinden. Burs çok kıymetli fakat tek başına, değişen ihtiyaçlara her zaman cevap vermeyebilir. Dolayısıyla, sosyal yatırımı burs ve bağışın ötesine taşıyıp köklü vakıfların stratejilerini de bugünün ve geleceğin ihtiyaçlarına uygun yapılara dönüştürüyoruz. Gelenekle gelecek arasında kurulan bu bağ, bizim için dönüşümün en kıymetli taraflarından biri oldu.”
İyi niyeti etkiye dönüştüren karar mimarisi
“Yıllar boyunca sahada defalarca şahit olduğum sahne şuydu; büyük bir bütçe, harika bir fikir ve çok çalışkan bir ekip var fakat tüm bunları aynı yöne çevirecek bir karar mimarisi olmadığı için projeler gerçek potansiyeline ulaşamıyor. Asıl zorluk, parayı doğru yere yönlendirmek ya da sonradan etkiyi ölçmek değil; ikisine de yön veren stratejiyi en başta kurmaktır. Bir yatırımın gerçekten toplumsal değer yarattığını anlamak için hangi soruna müdahale ettiğimizi, kimin hayatında neyin değişmesini istediğimizi ve bu değişimde bizim özgün rolümüzün ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Yalnızca ‘kaç kişiye ulaştık’ diye değil, neyin hangi ölçüde değiştiğine ve bu değişimin kalıcı olup olmadığına bakıyoruz. İyi niyet harika bir başlangıç noktasıdır ama yön vermez. Strateji, mümkün olan her şeyi yapmaya çalışmak değil, nerede duracağınızı ve neyi büyüteceğinizi seçmektir. Finansmanı, iletişimi, saha bilgisini ve yönetişimi aynı kararın parçaları olarak görüp etki stratejisini de ona göre tasarlamak gerekir. Kısacası, doğru strateji olmayan yerde etki, tesadüftür.”
Mesele, iyi niyeti, iyi tasarlanmış ve ölçülebilir yatırım araçlarıyla sermayeye dönüştürmek
"GIIN'in (Global Impact Investing Network) 2024 raporuna göre 3.907 kuruluş, dünya genelinde bin 571 trilyon dolarlık etki yatırımı varlığını yönetiyor; pazar 2019'dan bu yana yüzde 21 bileşik yıllık büyüme kaydetti. Türkiye bu ölçeğin henüz sınırlı bir parçası. Fakat mesele yalnızca daha fazla para çekmek değil; iyi niyeti, iyi tasarlanmış ve ölçülebilir yatırım araçlarıyla sermayeye dönüştürmek. Etki yatırımının büyük bir sermaye alanına dönüşmesi için üç tarafın aynı anda ve birbirini besleyerek hareket etmesi gerekiyor. Finans dünyası, etkiyi getiriyle çelişen bir alan ya da yalnızca iyi niyet göstergesi olarak değil, uzun vadeli değer ve risk yönetiminin parçası olarak görmeli; sabırlı sermaye, harmanlanmış finansman ve etki odaklı fon yapıları geliştirmeli. Şirketler, sosyal girişimlerle ilişkisini bağıştan çıkarıp satın alma, inovasyon ve uzun vadeli iş ortaklığı düzeyine taşımalı. Sosyal girişimler de yalnızca etkisini anlatmakla kalmayıp yönetişimini, gelir modelini ve ölçüm sistemini yatırım yapılabilir bir yapıya dönüştürmeli. Bu üçlünün etrafında ise ortak ölçüm standartlarına, güvenilir veriye, bağımsız doğrulamaya, uygun teşviklere ve güçlü aracı kurumlara ihtiyaç var."
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.