Bu kararın devreye girmesi, Merkez Bankamızın enflasyonun düşüşü konusunda daha güçlü bir inanca sahip olduğunu da yansıtıyor. Özellikle iç talepteki gerilemenin hızlandığı bir dönemin ardından gelen bu kararın alınma sürecini, aynı zamanda Orta Doğu Savaşı’nda en kötünün geride kaldığına dair Merkez Bankamızın inancı da hızlandırmış görünüyor.
İçinde bulunduğumuz aşamada bu kararın pratikte mevduat ve kredi faizlerinde 3-4 puanlık bir düşüşe yol açtığını ve açacağını tahmin etmek çok zor değil. Aynı zamanda bu karar muhtemelen devam edecek bir indirim sürecine de işaret ettiği için, önümüzdeki birkaç ay içerisinde mevduat ve kredi faizlerinde ilave 2-3 puanı bulabilecek indirimler görmek şaşırtıcı olmayacaktır.
Bu çerçevede, faiz indirimlerinin talebi artırıcı bir etkisinin olacağını biliyoruz. Reel sektörü bu açıdan destekleyecek kararın bir başka katkısı da muhtemelen TL’nin cazibesinin azalmasıyla birlikte Türk Lirası’ndaki değer kaybının görece hızlanması olacaktır. Uzun süredir aşırı değerlenen TL’nin ve bunun yarattığı rekabet güçlüğünün konuşulduğu ve reel sektör tarafından sık sık dile getirildiği bir ortamda, geçtiğimiz 8-9 aya göre önümüzdeki aylarda kurdaki hareketin daha hızlı olma ihtimali de reel sektörü, en azından daha kötüye gidişi durdurmak açısından, destekleyici bir niteliğe sahip olacaktır.
Kısa bir süre önce ihracatçının elde ettiği dövize verilen ilave primin %6’ya yükseltilerek kurdan gelen baskının bir miktar daha azaltılmasına yönelik ekonomi yönetiminin aldığı kararı da buna eklersek, reel taraftaki sorunların bu kararların alınmasında etkili olduğunu söylemek mümkün görünüyor. Gerçekten de reel sektörün gerek finansman, gerek talep, gerekse yüksek maliyetler ve rekabetçi olmayan fiyatlama koşulları nedeniyle çok zorlandığını biliyoruz.
Enflasyonu birkaç puan daha düşürmek pahasına reel sektörde geri dönüşü daha zor olacak hasarlar yaratmanın çok da mantıklı olmadığını ve bu nedenle alınan kararın doğru olduğunu düşünebiliriz. Bu, bir anlamda, mevcut ekonomi politikası çerçevesinde enflasyonun daha fazla düşürülmesinin oldukça zorlaştığının kabulü gibi de duruyor. Tercih, büyümeye destek vermeye ve reel sektörü ayakta tutmaya yönelmiş bir politika çerçevesine işaret ediyor.
Fakat Arjantin dışında küresel enflasyonun %3 civarında olduğu bir ortamda, bizde enflasyonun %30’larda seyretmesi çok ciddi bir soruna ve yüksek bir pahalılığa işaret ediyor. Talebi canlandırmaya yönelik bu sürecin enflasyonun düşüşüne değil, muhtemelen yukarı yönlü seyrine destek verme ihtimalini unutmamak gerekiyor. Kısa vadede büyümeyi canlandırıcı bu hamlenin orta ve uzun vadede enflasyonla mücadelenin faturasını artıracağını ve eninde sonunda büyümeden bir miktar vazgeçmeden enflasyonu düşüremeyeceğimizi anlayacağımız bir noktaya geleceğimizi düşünüyoruz.
Çok muhtemelen seçime gittiğimiz bu dönemde büyümeden vazgeçmeye yönelik bir politika tercihi söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla seçim sonrasında, oldukça yüksek seviyelerde bulunan enflasyonu düşürmek için tercihin bu kez büyümeden bir süre vazgeçmek yönünde kullanılması olasılığı yüksek görünüyor.
Merkez Bankası açısından baktığımızda, bu yıl sonu için %28, gelecek yıl sonu için %9 enflasyon bekleyen bir bankanın gelecek yıl bu zamanlar için öngördüğü enflasyonun yaklaşık %20’ler civarında olduğunu düşünebiliriz. Bu çerçevede %40 olan politika faizi yaklaşık 20 puanlık bir reel faize işaret ediyor ve bu oldukça yüksek bir oran anlamına geliyor.
Bununla birlikte, hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisinin %45 olduğunu düşünecek olursak, %35’lere doğru gerileyen mevduat faizlerinin stopaj sonrası %30’lara yaklaşan bir net getiri sağlayacağını, bunun bileşik getirisinin de yine %35-37 bandında olduğunu hesaba katmamız gerekiyor. Bu durumda tüketici tarafında ortaya çıkan 8-9 puanlık negatif reel faiz algısının iç talebi canlandırıcı ve dolayısıyla enflasyonu aşağı değil, yukarı yönde destekleyici bir sonuca yol açacağını beklemek çok yanlış olmayacaktır.
Bankacılık sektörü açısından da faizlerdeki düşüşün olumlu etkisi şimdiden hisse senedi piyasasında izlendi. Sonuç olarak, reel sektörün içinde bulunduğu zorlu koşulların daha ciddi olumsuzluklara yol açmaması için, enflasyondaki düşüşün de sınırlarına yaklaştığımız bu noktada, bir süre büyümeye destek verilmesi ve firmalara enflasyonla mücadeleye yeniden ağırlık verilecek döneme kadar kendilerine bir miktar alan yaratma imkânı tanınması olumlu değerlendirilebilir.
Kritik noktanın, bu sürecin enflasyonu kontrol dışına çıkarmayacak boyutta tutulması olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda kur politikasının da çok titizlikle yürütülmesi ve içeride yerleşiklerin TL’de kalmanın döviz bazında da kazanç sağlayabileceğine dair inancının ciddi biçimde zedelenmemesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde para politikasının en önemli sınavlarından birinin, büyümeye verilen bu desteğin enflasyon beklentilerini ve TL’ye olan güveni bozmadan ne ölçüde sürdürülebileceği olacağını düşünüyoruz.
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.