“Seyirciler oltaya bu sahnelerle takılıyor ve filmi seyretmeye devam ediyorlar” demiş Koreli yönetmen. Belki bu yüzdendir ki, çekilen filmin 10 sahnesinde de bir tokatlama sahnesi varmış. Örneğin, bu tür filmlerde kaynana gelinine, gelin kocasına, koca zengin iş adamına tokat atıyormuş. Bu tür sahneler seyircilerin ilgisini çekiyor, filmin devamını merak ediyorlarmış.
BBC, Güney Kore’deki bir film setini ziyaret etmiş ve bunun haberini yapmış. Ama bu film, bildiğiniz filmlerden değil. Bu filmler, akıllı telefonlar için TikTok, Instagram veya YouTube’da akışa konuyormuş. Filmlerin ilk sekiz veya on bölümü bedava imiş. Ama seyreden beğenirse bu yapımcının uygulamasına (application) geçip filmin tamamı için ödeme yapıyor ve filmi akıllı telefonunda bu uygulama üzerinden seyrediyormuş.
Mikrodrama
Bu tür filmlerin çıkış yeri Çin. Çincede bu filmlere “kısa oyun” anlamında “Duanju” deniyormuş. İngilizcede bu tür filmler için kullanılan terminoloji şöyle: Microdrama, short drama, vertical drama, vertical minidrama, vertical series veya mobile drama deniyor. Biz bu yazımızda “mikrodrama” terimini kullanacağız.
Mikrodramaların senaryolarının çıkış noktası 2002 yılına uzanıyormuş. Bu öyküleri yazanlar bunları taksit taksit web sitelerine koyuyorlarmış. Okuyucular da buradan ya öykü başına ya da abonelikler biçiminde ödeme yaparak bu öyküleri okuyormuş. Bunların video versiyonları 2013 yılında ortaya çıkmış.
Akıllı telefonlar için TV programları işine Amerikalı girişimciler de el atmış. Örneğin, Quibi isimli yeni girişim şirketi (startup) 1,75 milyar dolar toplamış. Ancak bu işi sürdüremeyerek 2020 yılında şirketi kapatmak zorunda kalmış.
Amerikalılar vazgeçmiş ama Çinliler mikrodrama işine devam etmiş. Mobil oyunları örnek alarak ucuza mal ettikleri TV şovlarını pazara sürmüşler. Bu arada iş modelini değiştirmişler. Paralı abonelik yerine tek tek program satmışlar.
Çin, küresel pazarın %70’ini elinde tutuyormuş. Bu yılki tahmin edilen pazar değeri 12-15 milyar dolar arasında. Bu endüstri dalının küresel pazar değerinin 2030 yılına kadar 40-50 milyar dolara erişeceği öngörülüyor.
Hız ve üretim hacmi bu işin aslı. Hız denince: Bir fikrin ortaya çıkması ile uygulamada müşterilerin telefonlarında yer alması arasında geçen zaman ortalama 2 aymış. Üretim hacmi de kayda değer. Örneğin, yukarıdaki haberde sözü edilen Kore firmasının 20 film yapım ekibi varmış. Her birinden yılda 10 film bekliyorlarmış. Bir de maliyet konusu var. Bu tür filmler, klasik film yapım maliyetinin onda birinden daha aza mal oluyormuş.
BBC ekibi film setini ziyaret ettiğinde dört saatte dört bölüm çekilmiş. Onlar setten ayrıldıktan sonra dört bölüm daha çekmişler. Bütün eser 63 bölümden oluşuyormuş. Koreli yönetmen şöyle demiş: “Biz, film yapımındaki hızlı modayız.” Film yapımında etkili bir biçimde yapay zekâ da kullanılıyormuş.
Yorum
Yukarıda sözünü ettiğim BBC haberi bana bakın neleri düşündürdü…
Şu an medeni dünyadaki belki en kıt şey, zaman. İnsanların önünde görülecek, işitilecek bu kadar çok alternatif var ki. Bu insanların dikkatini cezbetmek kolay olmuyor. Bu yüzden eğlence sektöründe de, eğitim sektöründe de olanların işi zor. Çok yaratıcı olmak gerekiyor.
İnsanların dikkati bu kadar kıt olunca mesajları fazla uzatmamak, kısa ve öz iletmek gerekiyor. Her tür iletişimde verimlilik şart.
Akıllı telefon artık insanların ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş. Her şey o küçük şeyin içine sığıyor. Ve akıllı telefon, insanların zamanını çalmak için kullanılan bir araç. Başka bir deyişle insan, zamanını çalacak nesneyi cebinde taşıyor.
Bu endüstri dalında Çin, iş modelini (business model) de değiştirmiş. Amerikalıların denediği paralı abonelik yerine, ucuza ürettikleri şovları/filmleri parça başı satmaya başlamışlar. Çin, artık taklitçi değil, yaratıcı.
Zaman zaman “Paper Phone” gibi internette 40 milyondan fazla kişinin seyrettiği filmler çıksa da, bu mikrodramaların sanat değerleri pek yok. Ancak bir ihtiyaca cevap veriyor. Düşünün, büyük bir şehirde yaşıyorsunuz ve toplu taşıma araçlarıyla işe gidip geliyorsunuz. Bütün gün çalışmışsınız, çok yorgunsunuz ve eve dönüyorsunuz; taşıt bekliyorsunuz veya taşıttasınız. Akıllı telefonunuzdan mikrodramanızı seyrediyorsunuz. Bölümler de kısa kısa olduğu için bir taşıttan öbürüne geçerken filmin akışını kaybetmiyorsunuz. Bu, âdeta bir terapi; çok yüklü geçen günün sorunlarını kafanızdan çıkarıyorsunuz. İşte, ineceğiniz durağa da geldiniz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadınız, sıkılmadınız.
Hızlı bir dünyada yaşıyoruz. Her şey daha hızlı olacak. Daha mı güzel olacak, onu bilemiyorum. Ne dersiniz?
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.