fazla okuDeğerli vatandaşlarımız, her birinizi ayrı ayrı sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün sizlere bütün kalbimi açarak konuşmak istiyorum. Öncelikle şunu ifade etmek isterim; bu süreçte beni seven, bana güvenen ve yıllardır yanımda duran insanları istemeden üzdüğümün farkındayım. Bazı dostlarımın, yol arkadaşlarımın ve hemşehrilerimin yaşananlar karşısında kırıldığını, şaşırdığını ve bana sitem ettiğini görüyorum. Bu duyguları yok saymıyorum, aksine hepsini anlıyor, önemsiyor ve sonuna kadar hak veriyorum. Belki bazı şeyleri daha erken ve daha açık anlatmalıydım. Yaptığım iletişim hatasının kamuoyunda nasıl karşılanabileceğini daha iyi hesaplamalıydım. Bu nedenle beni seven ve benden belirli bir siyasi duruş bekleyen insanlara karşı kendimi açıklama sorumluluğu hissediyorum. Bunu bir borç ve üzerimde bir vebal olduğunu biliyorum. Onun için bugün karşınızdayım. Sadece yaşadıklarımı olduğu gibi anlatmak ve gerçekleri bütün samimiyetimle anlatmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa ettim ve ederken de gerekli açıklamayı yapmıştım. Bir süre durup düşünmek, bundan sonra ülkeme, milletime ve temsil ettiğim insanlara karşı sorumluluğumu en doğru şekilde nasıl yerine getirebileceğimi değerlendirmek istiyordum aslında. İstifamdan sonra AK Parti Konya Milletvekili Sayın Ünal Karaman benimle görüştü. Sayın Cumhurbaşkanının benimle görüşmek istediğini ve bir davetinin olduğunu söyledi. Ben de bu davete icabet ettim tabii ki. Çünkü benim 35 yıllık aldığım siyasi terbiye bunu gerektirir. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, aynı partide olmayabiliriz, birbirimizi memleketin faydası için eleştirebiliriz ama Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı sizi konuşmak üzere davet ediyorsa gider görüşürsünüz. Ben de bunu yaptım.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
"Erdoğan beni AK Parti'ye davet etti"
Sayın Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede kendisi AK Parti'ye katılmam yönündeki düşüncesini ve davetini ifade etti. Ben de kendisine açıkça şunu söyledim; 'Bu benim tek başıma ve bir anda verebileceğim bir karar değil Sayın Cumhurbaşkanım' dedim. Ailemle konuşmam gerektiğini, yıllardır beraber yol yürüdüğüm yol arkadaşlarımla, ekibimle ve sorumluluğunu taşıdığım insanlarla istişare etmeden böyle bir karar veremeyeceğimi ifade ettim. Karşılıklı değerlendirmelerin olumlu sonuçlanması halinde 14 Ağustos tarihinde bir katılım olabileceğini de konuşuldu.
Fakat burada önemli bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Ben o görüşmeden çıkarken hayırlısı olsun diyerek ayrıldık. Kendi içimde bunun değerlendirmesini yapıyordum. Yıllardır muhalefette eleştirdiğim bazı meselelerin düzelmesine içeriden katkı sağlayabilir miyim? İnandığım doğruları orada da aynı şekilde savunabilir miyim? Ve en önemlisi memleketime nerede daha fazla faydalı olabilirim? Belki kafamdaki sorular bunlardı. Siyasete girdiğim ilk günden bugüne kadar Atatürk'ten, Cumhuriyet'ten ve inandığım değerlerden vazgeçmedim. Bundan sonra da asla vazgeçmeyeceğim. Benim için asıl mesele bulundum yerde bu ülkeye, milletimize ne kadar faydalı olabileceğimdir.
Ancak ben henüz bütün bunları değerlendirirken yaptığımız görüşme kamuoyuna yansıdı ve sanki kararımı vermişim, AK Parti'ye katılmam kesinleşmiş gibi bir hava oluşturuldu. İşte işin en zor ve üzücü tarafı da burada başladı. Çıkıp böyle bir şey yok diyemezdim çünkü bir görüşme olmuştu, Sayın Cumhurbaşkanı'nın bir daveti olmuştu. Olmuş bir görüşmeyi olmamış gibi anlatmak bana yakışmazdı zaten. Ama bunu yalanlamayınca da bu defa henüz vermediğim bir kararın sanki sahibiymişim gibi insanların karşısına çıktım.
"Bana kızanlar çok haklılar"
Bugün geriye dönüp baktığımda bir şeyi de bütün samimiyetimle söylemek istiyorum. Bana kızan insanları anlıyorum, çok haklılar. Yıllardır beni belirli bir siyasi çizgide tanımış, söylediklerimi dinlemiş, mücadelemi takip etmiş insanların böyle bir haber karşısında şaşırmasını, kırılmasını, hatta bana kızmasını anlıyorum. Özellikle de süreç eksik bilgilerle ve farklı anlatımlarla kamuoyuna yansıdıysa ben o tepkilerin tamamını aynı kefeye koymuyorum zaten. Samimiyetle 'Biz seni böyle tanımadık' diyerek bana sitem eden insanların sözlerini de çok ama çok önemsiyorum. Çünkü biliyorum ki o tepkinin altında yıllardır bana duydukları güven ve benden bekledikleri siyasi bir duruş var. Bunda da haklılar, bunu yok sayamaz. Ben de kendi payıma düşeni aldım, alıyorum.
Belki bazı şeyleri daha erken anlatmalıydım. Belki siyasi nezaket gereği attığım bazı adımların kamuoyunda nasıl algılanabileceğini daha iyi hesaplamalıydım. İnsan hata yapabilir, yanlış karar verebilir, bazen kendisini doğru ifade edemeyebilir. Ben hiçbir zaman 'Ben hata yapmam' diyen bir insan olmadım hiç. Ama bir konuda vicdanım çok rahat: Ben insanları kandırmam. Yaşanmamış bir şeyi yaşanmış gibi ya da yaşanmış bir şeyi de hiç olmamış gibi anlatmam. Çünkü bugün bir makamda olursunuz, yarın olmazsınız. Bunların hepsi gelir geçer ama geriye insanın sözü kalır, itibarı kalır, vicdanı kalır.
"Bir genel başkanın itiraz ettiği bilgisi bana da ulaştı"
Sonraki süreçte daha önce birlikte siyaset yaptığım bir siyasi partinin genel başkanının Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşerek benim AK Parti'ye katılmama itiraz ettiği ve bu nedenle de sürecin sona erdiği yönünde bazı bilgiler bana da ulaştı. Bunun ne kadarının doğru olduğunu bilmiyorum. Açıkçası bu söylentilerle de ilgilenmiyorum. Ama burada bir hakkı da teslim etmek isterim. Sayın Cumhurbaşkanı beni davet etti, Külliye'de kabul etti, düşüncelerimi dinledi ve görüşmemiz boyunca son derece nazik bir yaklaşım gösterdi. Bunu söylemek benim için siyasi görüş meselesi değil, nezaket meselesidir. Bu sözlerimin bu çerçevede anlaşılmasını isterim. Ben yalnızca kendi yaşadığımı anlatıyorum. Çünkü hakkımda çok şey söylendi, çok şey yazıldı. İnsanların zihninde farklı hikayeler oluştu. Ben de kendi hikayemi yaşadığım şekliyle anlatmayı hem kendime hem de kamuoyuna karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Hayatım boyunca doğru bildiğimi söylemeye devam edeceğim. Yanlış gördüğümü de ülkemiz ve milletimizin faydasına eleştireceğim. Benim siyaset anlayışım dün de buydu, bugün de bu. Dün bu değerlerden vazgeçmedim, bugün de vazgeçmiyorum, yarın da asla vazgeçmeyeceğim. Bu süreçten benim de çıkardığım dersler var. Kırdığım, üzdüğüm insanlar olduysa onların duygularını anlıyorum. Bana samimiyetle kızanların, eleştirenlerin ve sitem edenlerin sözlerini de duyuyorum ve sonuna kadar hak veriyorum. Ama herkes şundan emin olsun: Ben gerçeği saklayarak, insanları kandırarak ya da dün söylediğimi bugün inkar ederek siyaset yapmayacağım. Bugün karşınıza çıkmamın sebebi de bundan ibaret. Sadece yaşadığım gerçeği kendi penceremden ve bütün samimiyetimle anlatmak istedim. Gerisinin takdiri her zaman olduğu gibi aziz milletimizindir. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
ANKA
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: ÜMİT DİKBAYIR
DAHA FAZLA HABER OKU
Bıçaklı saldırıda yaralanan YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç entübe edildi
Beş siyasi parti liderinin Ankara’daki toplantısı başladı
MHP Genel Başkan Yardımcısı Durmaz: Bölücü terör belası bu topraklardan sökülüp atılacak
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.