23 Ağustos 2026, Pazar · 09:42 Piyasalar Kapalı
borsapanel.com Borsanın nabzı, tek panelde.
Abone Ol

Yüzyıllık Yalnızlık: Bizden önce yazılmış bir cümlenin içinde mi yaşıyoruz?

Belki de insan, hayatına başladığına inandığı anda, kendisinden önce kurulmuş bir anlamın içine yerleşir. Kendi kelimeleriyle konuştuğunu, kendi iradesiyle yön verdiğini sanır; fakat daha ilk cümlesini kurarken, kendisin…


Yüzyıllık Yalnızlık kitabını ne zaman okuduğumu bugün hatırlamıyorum.

Geçen gün bir platformda dizisini izleme fırsatı bulduğumda, yıllar önce okuduğum romanın zihnimde bıraktığı izlerin yeniden kıpırdadığını hissettim.

Bazı kitaplar okunup bitmiyor; insanın belleğinde bir yere çekilip, başka bir zamanda başka bir yüzle yeniden ortaya çıkıyor.

Macondo'yu yeniden izlerken aklımda bu kez romanın olaylarından çok, o olayların gerisinde duran tuhaf bir düşünce kaldı.

José Arcadio'ların, Aureliano'ların, Amaranta'ların birbirini izleyen hayatlarında isimler değişiyor, yüzler değişiyor, kuşaklar birbirinin yerini alıyor; fakat sanki hiçbir hayat bütünüyle kendi başına başlamıyor.

Bir insan doğuyor ve hayat yeniden başlamış gibi oluyor.

Ama gerçekten öyle mi?

Belki de doğduğumuz anda başlayan şey yalnızca bizim biyografimizdir. İçine düştüğümüz dünya ise çok daha eskidir.

Bizden önce kurulmuş ilişkiler, verilmiş kararlar, yarım bırakılmış hikâyeler, söylenmemiş sözler ve unutulmuş acılar, biz daha kendimize bir isim vermeden hayatın zeminini çoktan hazırlamıştır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İnsan, kendi hayatının başlangıcını doğumuyla özdeşleştiriyor… Belki de doğum, bir başlangıçtan çok devam eden bir hikâyeye dâhil oluşumuzdur.

Bir evde büyürüz; fakat o evin duvarları bizden önce çok şey görmüştür. Bir aileye dâhil oluruz; fakat o ailenin sessizlikleri, korkuları ve alışkanlıkları bizden önce şekillenmiştir.

Bir dili konuşmaya başlarız; fakat kelimelerin taşıdığı anlamların çoğu biz doğmadan önce kurulmuştur.

Daha kendi düşüncemizi kurmadan önce, düşüncelerimizin konuşacağı dil hazırdır.

Belki insanın kendisine ait olduğunu sandığı şeylerin en büyük kısmı burada saklıdır.

Bir annenin yıllar önce öğrendiği korku, çocuğunun hayatında başka bir biçime bürünebilir.

Bir babanın hiç konuşmadığı bir mesele, sonraki kuşağın hayatında açıklanamayan bir hassasiyet olarak ortaya çıkabilir.

Bir ailenin yıllar önce verdiği bir karar, aradan geçen zaman boyunca kimsenin yeniden düşünmediği bir geleneğe dönüşebilir.

Sonra biri çıkar ve bütün bunların arasından kendisine bir hayat kurar.

Ve o hayatın kendisine ait olduğuna inanır.

Belki de insanın en incelikli yanılsamalarından biri budur.

Kendisine verilmiş olanı, kendisinin seçtiğini sanmak.

Çünkü geçmiş çoğu zaman karşımıza geçmiş olarak çıkmaz.

Bize bir alışkanlık olarak gelir.

Bir refleks olarak.

Bir suskunluk olarak.

Bir "BİZDE BÖYLE OLMAZ" cümlesi olarak.

Bir "BEN ZATEN BÖYLEYİM" hükmü olarak.

Geçmiş, kendisini hatırlatmadan bugünü biçimlendirebildiği ölçüde güçlüdür.

Bu yalnızca ailelerin meselesi de değildir.

Şehirler de insanların hafızasından daha uzun yaşar. Sokaklar, meydanlar, terk edilmiş evler, yıkılmış yapılar ve değişmiş isimler; bir toplumun geçmişini sessizce bugüne taşır. İnsan bazen geçmişin içinde yaşadığını bilmeden, geçmişin şekillendirdiği bir dünyayı bugün zanneder.

Toplumlar da böyledir.

Bir kuşağın yaşadığı büyük bir kırılma, sonraki kuşağın davranışlarında hiçbir tarih kitabına ihtiyaç duymadan varlığını sürdürebilir.

Bir zamanlar alınmış bir karar, yıllar sonra artık kimsenin nedenini hatırlamadığı bir alışkanlığa dönüşebilir. Hatırlanmayan şey ortadan kalkmaz; yalnızca başka bir biçime geçer.

Geçmişin en kalıcı hâli, hatırlanmayan hâlidir.

Belki bu yüzden modern insanın bütün yenilik duygusuna rağmen kendisini geçmişten tamamen ayırması mümkün değildir.

Evler değişir, şehirler değişir, teknoloji değişir, kelimeler değişir.

Fakat insanın kendisiyle kurduğu o eski mesele yerinde durur:

Kendisine ait sandığı hayatın ne kadarı gerçekten kendisine aittir?

Çünkü özgürlük hakkında konuşurken çoğu zaman yalnızca seçimlerimizi düşünürüz.

Oysa seçimden önce gelen daha sessiz bir alan vardır: Bize neyin seçenek olarak sunulduğu.

Ve belki de bizi en çok belirleyen şey, seçtiklerimizden çok seçilebilir olduğunu hiç düşünmediğimiz şeylerdir.

Bir insanın hayatını değiştiren an bazen büyük bir karar değildir.

Bazen yalnızca yıllardır doğru kabul ettiği bir şeyi ilk kez kendisine yabancı hissetmesidir.

"BEN BÖYLEYİM" dediği yerde durup, bu "BEN"in ne kadarının kendisinden oluştuğunu düşünmesidir.

Bir davranışın kökünü kendi hayatında bulamadığında, bakışını kendisinden önce gelenlere çevirmesidir.

İşte belki o anda insan, kendisinden önce yazılmış cümleyi okumaya başlar.

Cümleyi silmek zorunda değildir.

Tam tersine, insanın geçmişiyle kurabileceği en sahici ilişki, onu olduğu gibi görmekle başlar.

Çünkü neyi devraldığını bilmeyen biri, neyi değiştirdiğini de bilemez.

Belki Yüzyıllık Yalnızlık'ın bugün hâlâ bize bu kadar yakın olmasının nedeni burada.

Macondo artık yalnızca hayali bir kasaba değildir. Bazen bir ailenin içinde, bazen bir şehrin hafızasında, bazen bir toplumun alışkanlıklarında, bazen de insanın kendi içinde kurduğu dünyada belirir.

Ve orada yaşayan herkes, kendisini ilk kez yaşıyor sanır.

Oysa belki bazı hayatlar ilk kez yaşanmıyordur.

Sadece başka bir bedende, başka bir zamanda, başka bir kelimeyle yeniden kuruluyordur.

Belki insanın özgürlüğü, kendisinden önce yazılmış cümleyi yok etmekte değildir.

Belki özgürlük, o cümlenin kendisinden önce başladığını fark etmek ve devamına hangi kelimeyi koyacağına ilk kez gerçekten karar verebilmektir.

Çünkü insan, geçmişinden çıktığı anda değil; geçmişinin içinde kendisine ait olmayan sesi ayırt edebildiği anda kendisine yaklaşır.

Ve geriye, Macondo'dan bugüne uzanan o tek soru kalır:

Biz gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa bizden önce başlamış bir cümlenin bize düşen kısmını mı tamamlıyoruz?

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA OKU

Hakkında daha ayrıntılı: Yüzyıllık YalnızlıkGabriel García MárquezYALNIZLIKVahap Aydoğan

DAHA FAZLA HABER OKU

TÜRKİYE'DEN SESLER

Umut Berhan Şen Kamerun'da yaşlı düzenin illüzyonu ve Biya'nın gölge oyunu

TÜRKİYE'DEN SESLER

Mine Ataman Gezegende binlerce yenilebilir bitki var, sofralar 12 bitki ve 5 hayvan çeşidine mahkûm

ÇEVRE

TÜRKİYE'DEN SESLER

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Sahillerde ve plajlarda kötü ozon kirliliği

TÜRKİYE'DEN SESLER

Dr. Osman Gazi Kandemir Hürmüz'de Avrupa'nın sınırı

İlgili Haberler
Makroekonomi Bir dönem en çok tercih edilendi: Arsa satışı bıçak gibi kesildi CNN Türk Ekonomi · az önce Makroekonomi Rusya'nın Amazon'u olarak biliniyordu... Dev e-ticaret şirketine iki günde iki İHA saldırısı CNBC-e · 14 dk önce Makroekonomi İhracatçılara yeni kolaylık! Ticarette Teknik Engeller Web Platformu yenilendi Sabah Ekonomi · 20 dk önce Makroekonomi Halk bankaları bastı paraları çekmeye başladı: Koca ülke işte böyle çöktü Sözcü Ekonomi · 23 dk önce Makroekonomi Trump'ın finansal işlemleri ortaya çıktı: En çok bunlara yatırım yapmış Sözcü Ekonomi · 28 dk önce

Yorumlar (0)

Giriş yaparak yorum yazabilirsin.

İlk yorumu sen yaz.