Sorun şu: Avrupa kendi ticaret yollarını korumak istiyor. Bunu yaparken İran’la doğrudan çatışmanın tarafı olmak istemiyor.
Hürmüz’ün önemi ekonomik verilerde görülüyor. Küresel deniz yoluyla taşınan ham petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu geçitten geçiyor. Avrupa açısından Basra Körfezi’nden gelen enerji akışının önemi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından arttı.
Avrupa’nın Rus fosil yakıtlarına bağımlılığını azaltması, Katar LNG’sini ve Körfez petrolünü daha önemli hale getirdi.
Peki bunun Hürmüz açısından anlamı ne?
Boğazdaki uzun süreli bir kesinti, enerji fiyatlarını etkileyebilir. Sanayi maliyetleri de bundan etkilenebilir.
Avrupa ekonomisinin farklı alanlarında yeni bir baskı yaratabilir.
Peki Avrupa bu riski nasıl yönetiyor?
fazla okuBu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
AB’nin bugünkü yaklaşımının temelinde EUNAVFOR Aspides bulunuyor. Şubat 2024’te Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılar nedeniyle başlatılan operasyonun görev alanı Kızıldeniz’den Aden Körfezi ve Umman Denizi’ne, Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ne kadar uzanıyor.
Ancak coğrafi yetki alanı ile fiili askeri angajman aynı şey değil. Brüksel’in asıl çekincesi burada ortaya çıkıyor.
Hürmüz’de aktif bir çatışmanın içine girmek, Kızıldeniz’deki savunma amaçlı misyonun niteliğini değiştirebilir.
Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı arasındaki fark da gözden kaçırılmamalı. Kızıldeniz’de Avrupa gemileri devlet dışı bir aktör olan Husilerin saldırılarıyla karşı karşıya. Hürmüz’de ise karşılarında egemen bir devlet ve onun askeri yapıları bulunuyor.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Deniz Kuvvetleri, Boğaz’ın dar coğrafyasını asimetrik savaş kapasitesiyle birleştiren bir doktrine sahip. Mayınlar, sürat tekneleri, gemisavar füzeleri, insansız hava araçları ve denizaltılar bu yapının temel unsurları arasında yer alıyor.
Peki bunun Avrupa açısından sonucu ne?
Hürmüz’de bir Avrupa eskort görevi, basit bir deniz güvenliği operasyonu olarak kalmayabilir. İran bunu doğrudan düşmanca bir hareket olarak değerlendirebilir.
Avrupa gemilerinin İran kuvvetleriyle karşı karşıya gelmesi halinde AB’nin diplomatik manevra alanı hızla daralır. Avrupa’nın kendisini uluslararası deniz hukukunun ve seyrüsefer serbestisinin savunucusu olarak konumlandırması da böyle bir çatışma ortamında zorlaşır.
Üye devletlerin tutumları da bu noktada birbirinden ayrılıyor.
Fransa stratejik özerklik fikrini öne çıkarıyor. Paris, ABD liderliğindeki taarruz harekatlarına mesafeli duruyor. Hürmüz’de diplomasi, ateşkes sonrası eskort ve mayın temizleme gibi daha sınırlı seçenekleri destekliyor.
Almanya ise parlamento onayı, uluslararası hukuk ve kıyı devletlerinin rızası konusunda daha katı koşullar öne sürüyor. İtalya da savunma odaklı ve çok taraflı bir yaklaşımı savunuyor.
Birleşik Krallık’ın konumu farklı. Bahreyn’deki sürekli deniz varlığı ve Körfez’deki operasyonel kapasitesi Londra’ya daha geniş bir hareket alanı sağlıyor.
Buna rağmen Fransa ile birlikte ateşkes sonrasında devreye girecek daha sınırlı bir güvenlik modelini desteklemesi dikkat çekiyor.
Japonya ve Avustralya ise kendi stratejik öncelikleri nedeniyle Hürmüz’de doğrudan askeri angajmandan uzak duruyor. Tokyo İran’la diplomatik ilişkilerini korumaya çalışıyor. Kanberra ise savunma kaynaklarını Hint Pasifik’e ayırmayı tercih ediyor.
Burada daha büyük bir mesele ortaya çıkıyor: Avrupa stratejik özerklik istiyor. Peki bunun maliyetini karşılayacak askeri kapasiteye sahip mi?
Aspides operasyonu bu soruya olumlu bir cevap vermekte zorlanıyor.
Operasyonun ihtiyaç duyduğu deniz unsurlarının sayısı ile fiilen görevlendirilebilen gemiler arasında ciddi fark bulunuyor. Bazı dönemlerde üç veya dört fırkateynle görev yürütülmesi, Avrupa’nın aynı anda birden fazla deniz sahasında operasyon sürdürme kapasitesinin sınırlı olduğunu gösteriyor.
Bir başka sorun mühimmat. Yüksek yoğunluklu tehditler hava savunma füzelerinin stoklarını hızla tüketiyor.
Pahalı savunma füzeleriyle düşük maliyetli insansız hava araçlarının ve füzelerin karşılanması uzun süre sürdürülebilecek bir model değil.
Peki bu tablo Washington ile Avrupa arasındaki yük paylaşımını nasıl etkiliyor?
ABD uzun süredir Avrupa’nın kendi ticaret ve enerji yollarının güvenliği için daha fazla sorumluluk üstlenmesini istiyor. Avrupa ise kendi güvenlik kapasitesini geliştirmek istiyor. Bunu yaparken ABD’nin askeri stratejisinin parçası haline gelmekten kaçınıyor.
Aspides operasyonu bu ikilemin somut örneği. AB, Washington’ın komuta zincirinden bağımsız hareket ederek siyasi özerkliğini koruyor. Fakat bağımsız hareket etmek için gereken askeri kapasite henüz yeterli değil.
Hürmüz meselesinin Avrupa açısından gerçek sınırı da burada ortaya çıkıyor.
Brüksel’in önünde iki seçenek bulunmuyor. Farklı risk seviyelerine sahip bir dizi seçenek var.
Doğrudan muharip görev, mevcut siyasi ve askeri şartlarda yüksek risk taşıyor. İstihbarat paylaşımı, deniz gözetimi, diplomatik angajman ve kriz sonrasında mayın temizleme gibi görevler ise Avrupa için daha uygulanabilir görünüyor.
Bana göre Avrupa’nın Hürmüz stratejisinin anahtarı, askeri güç ile diplomatik kapasiteyi birbirinin alternatifi olarak görmemesinde yatıyor.
Avrupa’nın amacı ABD gibi bölgesel güç projeksiyonu yapmak değilse, kendi avantajlarını farklı bir modelde kullanması gerekiyor. Uluslararası hukuk, çok taraflı diplomasi, deniz gözetimi ve kriz sonrası yeniden istikrar sağlama kapasitesi bu modelin temelini oluşturabilir.
Peki bu model sürdürülebilir mi?
Bunun için Avrupa’nın askeri kapasitesini artırması gerekiyor. Daha fazla fırkateyn gerekiyor. Daha güçlü hava savunma mühimmatı üretimi gerekiyor. Dağınık komuta yapılarının daha etkin hale getirilmesi gerekiyor.
Aksi halde stratejik özerklik söylemi, kriz anında birkaç geminin taşıyabileceği kapasitenin ötesine geçemeyecek.
Hürmüz Boğazı Avrupa için yalnızca bir deniz güvenliği problemi değil. Aynı zamanda Avrupa’nın küresel bir güvenlik aktörü olup olamayacağını gösteren bir kapasite testi.
Şimdilik Brüksel’in tercihi açık görünüyor. Doğrudan savaşa girmek yerine deniz yollarını korumak, gerilimi sınırlamak ve diplomatik alanı açık tutmak.
Avrupa’nın gelecekte bu sınırı değiştirip değiştiremeyeceğini ise siyasi iradeden çok sahip olacağı askeri kapasite belirleyecek.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
DAHA FAZLA OKUHakkında daha ayrıntılı: HÜRMÜZ BOĞAZIAvrupaDr. Osman Gazi Kandemir
DAHA FAZLA HABER OKU
Gürbüz Evren İsrail'e göre NATO'nun 5. maddesi Türk askerini Suriye'de korumazmış
Gürsel Tokmakoğlu The Economist'in Acemoğlu eleştirisi
Hasan Kanaatlı Mekke ittifakı nedir?
Dr. Osman Gazi Kandemir ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşması
Yorumlar (0)
Giriş yaparak yorum yazabilirsin.
İlk yorumu sen yaz.